Çırê Musyon

7 Aralık 2017 Perşembe

Selhaddîn Eyyubî ve Yahudi Düsmanligi

Selahaddîn Eyyubî ve Yahudî Düşmanlığı

 

İbrahim Sediyani






     Belirli aralıklarla gündemi işgal eden İsrail – Filistin sorunu, son yaşanan Mescîd-i Aqsa olaylarıyla birlikte yeniden hararet kazandı.
     Filistin – İsrail mes’elesi her gündem oluşunda veya İsrail’in ülkedeki Araplar’a yönelik şiddet ve zor kullanımı sözkonusu olduğunda “Selahaddîn Eyyubî” söylemleri de ayyuka çıkıyor. “Neredesin ey Selahaddîn?”“Yetiş yâ Selahaddîn!” çığlıkları atılıyor. Bu söylem üzerinden hususen Kürtler’in “Filistin dâvâsı”na ve “İsrail zûlmü”ne karşı duyarlılıkları arttırılmaya çalışılıyor.
     Kudüs veya Filistin – İsrail sorunu konuşulurken, tarihin gelmiş geçmiş en büyük komutanı kabul edilen Kürt lider Selahaddîn Eyyubî ya da tam adıyla Melik’un- Nasr Bavê Muzaffer Selahaddîn Yusuf Kurê Necmeddîn Eyyubî el- Şadî el- Kurdî (1138 – 93)’nin gündeme gelmesinden daha doğal birşey olamaz elbette. Sonuçta Selahaddîn “Kudüs fatihi”dir, Kudüs’ü ve Filistin topraklarını Haçlılar’dan kurtaran liderdir. Dolayısıyla Kudüs veya İsrail / Filistin sorunu konuşulurken Selahaddîn Eyyubî’nin gündem olması gayet normaldir. O’nun yerine Makedonyalı İskender gündem olacak değil ya.
     * * *
     Ancak normal olmayan, bilhassa Türk İslamcılar tarafından Selahaddîn Eyyubî’nin tamamen farklı hatta zıt bir hissiyatla ve O’nun kişiliği / yaptıkları ile hiç alakası olmayan, bilakis Selahaddîn’in gerçek kişiliğini inkâr eden bir söylemle gündeme getirilmesidir.
     Böylesi “Filistin günlerinde” genellikle İslamcı çevrelerden şu minvalde propaganda söylemleri işitiyoruz: “Ey Yahudî, Selahaddîn’i unutma”“Selahaddîn’in ordusu Yahudîler’in korkusu”“Yahudîler’e dost olan Kürtler Selahaddîn Eyyubî’nin varisleri olamazlar, Selahaddîn Eyyubî’nin gerçek varisleri olan Kürtler Yahudîler’i dost edinmezler”ilâahir… Hatta son birkaç gündür Selahaddîn’e atfedilen ancak azıcık tarih bilgisi olan herkesin yalan olduğunu bildiği bir söz dolaşıyor, sosyal medyada: “Filistin Yahudîler’in işgali altındayken bana uyku uyumak haramdır. (Selahaddîn Eyyubî)”.
     İnsan hakikaten ne diyeceğini bilmiyor.
     Türk İslamcılar bunları ya gerçekten bilgisizlikten dolayı yapıyorlar ya da tam aksine bilinçli olarak yapıyorlar. Ben onların tıynetlerini iyi bildiğim için, bütün bunların bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum. Fakat hitap ettikleri taban hakikaten IQ’su son derece düşük bir kitle olduğu için, bütün bu uyduruk şeyler ve yalanlar asla sorgulanmadan kabul ediliyor.
     Bütün bu yalanların ve uyduruk söylemlerin tahminimce dört sebebi olabilir:
     1 – Kamuoyunda Kudüs ve Filistin duyarlılığını arttırmak,
     2 – Kürtler’i Yahudîler’e karşı kışkırtmak, husumet meydana getirmek,
     3 – Yahudîler’i Kürtler’e karşı kışkırtmak, husumet meydana getirmek.
     4 – Kürdistan bağımsızlığa doğru yürüdüğü ve İsrail devleti de bu süreci desteklediği için, bunu baltalamak, Kürtler’in devletleşmesi önüne taş koymak.
     Aklıma bu dördü dışında beşinci bir ihtimal gelmiyor. Birinci maddedeki çabaya hiçbir sözüm yok ancak öyle olsa bile, bunun malzemesi yalan, uydurma, çarpıtma ve sahtecilik olmamalı. Zirâ kıymetli bir İslam düşünürünün de dediği gibi, “Şerefli bir amaca şerefsiz bir yöntemle varılmaz.”
     Bir insan Müslüman olabilir, Yahudî olabilir, Hristiyan olabilir, Türk olabilir, Kürt olabilir, İslamcı olabilir, Solcu olabilir, istediği dîn veya ideolojiye inanabilir, doğuştan hangi ırk veya etnisiteye mensupsa kendi milletine karşı fıtrî bir sevgi ve bağlılık duygusu hissedebilir, bütün bunlar doğaldır ve hiç kimse bunlardan dolayı yadırganamaz. Fakat hangi dîn, mezhep, ideoloji, ırk, kavim veya etnisiteye ait olursa olsun, her insan dürüst olmak zorundadır. Dünyada hiçbir insan, inandığı dîn veya ait olduğu etnik kimliğinden dolayı yalan söyleme, gerçekleri çarpıtma hakkına sahip değildir. Bırakın dîn veya kavmiyetini, mazlum ve haklı olması dahi insana bu hakkı vermez. Mazlum veya haklı olmak dahi, insana yalan söyleme ve gerçekleri çarpıtma hakkını vermez.
     Ben elhamdülillah Müslüman’ım ve Hüda’ya zor spas Kürd’üm. Dînimden de ırkımdan da gayet memnunum. Müslüman olduğum için Allah’a çok şükür, Kürt olduğum için de Allah’a zor spas diyorum. Fakat ne olursam olayım, dürüst olmak zorundayım, yalan söyleme ve gerçeği çarpıtma hakkım asla olamaz. Dünyada Müslümanlar zûlüm görüyor diye ben de bir Müslüman olarak yahut Türkiye’de Kürtler zûlüm görüyor diye ben de bir Kürt olarak istediğim gibi yalan söyleme, hakikatleri çarpıtma ve her türlü ahlâksızlığı yapma hakkına sahip değilim. Mazlum ve haklı olmam bana asla ve asla böyle bir hakkı tanımaz.
     İmdi, hiçbir polemik ve ağız dalaşına girmeden ve böyle bir seviyesizliğe ihtiyaç duymadan, mes’eleyi hakikat zaviyesinden ve ilmî açıdan ele alalım.
     Bakalım Selahaddîn Eyyubî kimmiş, ne yapmış, Yahudîler’e düşman mıymış yoksa tam tersine Yahudîler’in dostu muymuş, İsrailliler Selahaddîn ordusundan korkuyorlar mıymış yoksa tam tersine Selahaddîn ordusunu hayırla ve minnetle mi anıyorlarmış?
     * * *
     Öncelikle bilinmesi gereken en temel şey şudur:
     Selahaddîn Eyyubî, Kudüs’ü Yahudîler’den değil, Haçlılar’dan kurtarmıştır. Ve Selahaddîn’in Kudüs’ü kurtarmasına, Yahudîler de en az Müslümanlar kadar sevinmiştir. Hatta Selahaddîn Kudüs ve Filistin’i kurtardığı için, Yahudîler Müslümanlar’dan daha fazla sevinmiştir.
     Selahaddîn’in fethine Yahudîler’in neden Müslümanlar’dan daha fazla sevindiğini de somut bilgilerle açıklayacağım. Önce biraz gerilere gidelim:
     Dünyanın en alçak noktası olan Lût Gölü’nün kuzeybatısında yer alan Kudüs’te 20. yy’da yapılan kazılar, M. Ö. 3000’de bir yerleşim sitinin bulunduğunu kanıtladı. Tewrat’ın Tekwîn bölümünde, Hz. İbrahim (as)’in çağdaşı olan Melkisedek“Kudüs kralı” olarak geçer ve Kudüs’ün adı burada “Salem” olarak zikredilir.
     “Amarna Mektupları”ndan oluşan Akkad Belgeleri (M. Ö. 14. yy), kentin“Urişalim” adıyla tanındığını ortaya koymuştur.
     Kudüs, Yahudîler’in tarihine gerçek anlamda M. Ö. 1000 yılında Kral Dawid (Hz. Dawud Peygamber) ile girdi. Kudüs’ü ele geçiren Hz. Dawid (as), burayı başkent yaptı ve Yahudîler’in yasa levhalarını sakladıkları Ahid Sandığı’nı bu kente yerleştirdi. Hz. Dawid (as)’in, daha sonra da Ahid Sandığı’nı korumak için tapınağı yaptıran Hz. Süleyman (as)’ın krallıkları kısa sürdü. Kudüs bundan böyle tek Yahuda Krallığı’nın siyasî başkenti oldu. Bütün Yahudîler için de “kutsal kent”“tapınak şehri” olarak kabul edildi.
     M. Ö. 587’de Babil saldırısına uğradı. M. Ö. 168’de Suriyeliler şehri tehdit ettiler. M. Ö. 37 – M. Ö. 34 yılları arasında Büyük Hródis (M. Ö. 73 – M. Ö. 4) tarafından yeniden inşâ edilen Kudüs, daha sonra Yunanlar ve Romalılar tarafından ele geçirildi. Hristiyanlık’la birlikte, Hz. İsa (as)’nın Allah’ın huzuruna yükseldiği yer olan Kudüs, yeni bir boyut kazandı.
     Kudüs, M. S. 70 yılında Titos Flávios Vespasianós (39 – 81)’un saldırısına uğradı. Sonra gelen Bizans hakimiyeti, Kudüs’e yeniden en parlak dönemlerinden birini yaşattı. Tapınağı 135 yılında Romalılar tarafından yıkılan Kudüs, 614 yılında Persler tarafından ateşe verildi.
     “Mirac” olayında Hz. Muhammed (saw)’in geldiği yer olan Kudüs, 637 yılında, Hicret’ten 15, Resul-i Ekrem (saw)’in vefâtından 5 yıl sonra Halife Ömer ibn-i Hattab(581 – 644) tarafından fethedildi ve İslam egemenliğine girdi. Henüz bir yıl geçmişti ki (638), önceden Romalılar tarafından yıkılan şehir, yeniden inşâ edilmiş ve muhteşem bir görünüm kazanmıştı bile, Müslümanlar’ın elinde. Müslümanlar, 691’de Hz. Ömer Camiî olarak da bilinen Qubbe’tus- Sahra’yı, 702’de de Mescîd’ul- Aqsa’yı inşâ ettiler.
     11. yy’da Hristiyanlar, hac yolculuklarının engelleneceğini düşünerek Haçlı Seferleri’ne giriştiler. Avrupa’daki Papa II. Odo de Châtillon Urbanus (1042 – 99)’un çağrısıyla “kutsal toprakları ele geçirme” amacıyla yola çıkan Haçlı orduları, bu amaçlarına 1099’da ulaştılar, Kudüs’ü ve Filistin topraklarını ele geçirdiler. Godefroy de Bouillon (1058 – 1100) komutasındaki Haçlılar 15 Temmuz 1099 tarihinde Kudüs’ü işgal ettiler ve burada Kudüs Latin Krallığı’nı kurdular.
     Haçlılar Kudüs’ü ele geçirince, buradaki Yahudîler’i kadın – çocuk ayrımı gözetmeksizin kılıçtan geçirdiler, korkunç bir katliâma imza attılar. Yahudîler’in tapınaklarını, sinagoglarını, tarihî – dînî eserlerini tahrip edip yıktılar. Geriye kalan tüm Yahudîler’i de o topraklardan sürdüler.
     Haçlılar’dan önce Filistin topraklarında yoğun bir Yahudî nüfûsu yaşıyordu, çünkü onların yurduydu. Haçlılar burayı ele geçirince, kendi vatanlarında yaşamakta olan bütün Yahudîler’i buradan sürdüler. Böylece Kudüs’te ve Filistin’de bir tane bile Yahudî kalmadı, tamamı sürüldü.
     O gün Haçlılar’ın yaptığı şey, bugün İslamcılar’ın yapmak istediği şeydir: Bu toprakların “Yahudî vatanı” olması özelliğini ortadan kaldırmak ve Yahudîler’i buradan sürmek.  
     Yahudîler’in tarihleri boyunca yaşadıkları en büyük trajedi, Haçlılar’ın Kudüs’ü ele geçirmesidir. Çünkü Haçlılar bütün Yahudîler’i buradan sürdükleri için, Yahudîler, bu toprakların “Yahudî vatanı” olması vasfını tümüyle kaybetmişlerdi. Artık bu topraklarda hiçbir Yahudî yaşamıyordu.
     Peki Yahudîler’in bu trajedisi ne zamana kadar sürdü? El- cevap: İslam kumandanı büyük Kürt lider Selahaddîn Eyyubî’nin bu toprakları fethedip Haçlılar’dan kurtarmasına kadar.
     Selahaddîn Eyyubî ve emrindeki Kürt – Çerkes İslam ordusu, Kudüs’ü 1187 yılında fethetti. 4 Temmuz 1187 tarihinde Selahaddîn Eyyubî liderliğindeki ve yönetimi tümüyle Kürt (Kurmanc) ve Çerkes (Adiğe ve Abaza) olan Eyyubî İmparatorluğu ile Guy de Lusignan (1159 – 94) liderliğindeki Latin Krallığı arasında Taberiye (Kinneret) Gölü’nün batı yakasında bulunan Hittin (Hattin) mıntıkasında yapılan tarihî savaşı Eyyubî Kürt İmparatorluğu kazandı. Selahaddîn Eyyubî “muzaffer komutan” olarak Kudüs’e girdi. Kudüs ve Filistin topraklarındaki Haçlı egemenliği böylece sona erdi.
     Selahaddîn Eyyubî’nin Kudüs’ü kurtardıktan sonra yaptığı ilk iş, Haçlılar’ın oradan tamamen sürdüğü ve bu yüzden dünyanın dört bir yanında “mülteci” ve “sığınmacı” durumuna düşmüş olan Yahudîler’i tekrardan Kudüs’e ve Filistin topraklarına çağırmaktır.
     Selahaddîn Kudüs’ü fethettikten sonra Yahudîler tekrardan Kudüs’e ve Filistin topraklarına geri döndüler.
     Peki, Selahaddîn Eyyubî hangi gerekçeyle bütün Yahudîler’i Kudüs’e ve Filistin topraklarına çağırdı? Sebep nedir? Sonuçta Hristiyanlar’ın işgali altında olan bir coğrafyayı Müslümanlar fethedip onlardan almış. İyi de, Yahudîler’i niye buraya çağırıyorsun, dünyadaki bütün Yahudîler’e çağrıda bulunup “Buraya gelin” diyorsun? Neden? Selahaddîn Eyyubî’nin gerekçesi nedir?
     İslamcılar’ın hiç hoşuna gitmeyecek ama Selahaddîn Eyyubî’nin gerekçesi şudur:“Kudüs, Yahudîler’in vatanıdır.”
     Evet, bu söz bizzat Selahaddîn’e aittir ve bu saikle Yahudîler’i kendi vatanlarına çağırmıştır. Dünya ve İslam tarihinin en büyük komutanı olarak kabul edilen Selahaddîn Eyyubî’nin tarihe altın harflerle geçmiş en ünlü sözlerinden biridir bu:“Kudüs, Yahudîler’in vatanıdır.”
     Şimdi, Selahaddîn Eyyubî’nin “Kudüs Yahudîler’in vatanıdır” sözünü, siz gidin ve“Neredesin ey Selahaddîn?”“Yetiş yâ Selahaddîn” diye bağıran İslamcılar’ın yanında söyleyin; bakın bakalım başınıza ne iş gelecek?
     Selahaddîn Eyyubî figürü üzerinden “Yahudî düşmanlığı” körüklemeye, daha komiği ise Yahudîler’i Selahaddîn ile korkutmaya ve tehdit etmeye çalışıyorsunuz ama, Yahudîler bilakis minnettardırlar Selahaddîn’e. Çünkü onların kurtarıcısıdır. Selahaddîn Eyyubî olmasaydı o topraklarda bir tane bile Yahudî olmayacaktı (yoktu zaten, hepsi sürülmüştü) ve orada hiç Yahudî yaşamadığı için muhtemeldir ki 1948 yılında İsrail Devleti (Medinet İsrael) adlı bir devletin kurulması da imkânsız olurdu.
     Yani neresinden bakarsanız bakın, Yahudîler şayet bugün İsrail adında bir devlete sahipseler, bunu en başta Selahaddîn Eyyubî’ye borçludurlar. Ve bunu Yahudîler de biliyorlar zaten. Bildikleri için, Selahaddîn Eyyubî’yi râhmetle ve minnetle anarlar.
     Bizim Müslümanlar Yahudîler’i Selahaddîn Eyyubî ile korkuttuklarında ve tehdit ettiklerinde, inanın Yahudîler buna sadece gülüyorlar. Çünkü Selahaddîn Yahudîler’e herhangi bir kötülük yapmamış ki, onlara karşı savaşmamış ki. Bilakis onları kurtarmış, Yahudîler’i sürgünden ve esaretten kurtarmış. Yahudîler Selahaddîn sayesinde kendi vatanlarına tekrar kavuşmuşlardır. Tarihlerinin en büyük mutluluğunu Kürt komutan Selahaddîn vesilesiyle yaşamışlardır.
     Yahudîler Selahaddîn Eyyubî’yi Araplar’dan ve Türk İslamcılar’dan daha fazla severler, inanın bana. Eğer bütün bu hakikatlere rağmen bugün yine de Selahaddîn Eyyubî’yi sevmeyen ve hatta O’ndan nefret eden bir Yahudî varsa, kesinlikle kendi tarihinden habersiz bir cahil, bir gerizekâlıdır o. Sonuçta cahil insanlar her toplumda bulunabilir. Gerçek şu ki; Selahaddin Eyyubî Yahudîler’in kurtarıcısıdır.
     Selahaddîn Eyyubî elbette ki Müslümanlar’ın inandığı gibi “yiğit, kahraman, savaşçı, üstün lider” bir insandır ancak O’nun şahsiyetini belirleyen asıl özellikler“erdemli, merhametli, adil, adaletle yöneten lider” bir insan olmasıdır.
     Selahaddîn Eyyubî’nin adaletli yönetimi, insanlar arasında dîn – ırk ayrımı gözetmeden yasalar önünde herkesi eşit kılması, savaş hukuku ve savaşta düşman askerlerine ve ele geçirdiği yerlerdeki halka gösterdiği şefkat ve merhamet, bugünküCenevre Sözleşmesi’nden tutun da Uluslararası Savaş Hukuku’na kadar tüm bu çağdaş ve evrensel değerlerin temelini atmıştır.
     Selahaddîn Eyyubî’nin Yahudîler’le dostluğu ve ilişkisi sadece bunlarla sınırlı değil. Çok daha özel ve somut bir bilgi daha sunacağım:
     Haçlılar’la mücadele eden Selahaddîn Eyyubî’nin, böylesine büyük ve önemli bir liderin, o dönemin şartlarında sağlığını Hristiyan doktorlara emanet etmesi elbette düşünülemez. Fakat O, sağlığını Müslüman doktorlara bile emanet etmemiştir.
     Nedenini anlamak ise zor değil: Çünkü evet düşmanları Haçlılar’dır, fakat rakipleri de diğer Müslüman devletlerdir. O günün şartlarında kurulan Müslüman imparatorlukların karşı karşıya olduğu “yıkılma tehlikesi”, diğer Müslüman imparatorluklarından kaynaklanıyordu. Her İslam devleti, başka bir İslam devleti tarafından yıkılıyor, ortadan kaldırılıyordu. (Aynı durum, Hristiyan Avrupa’nın kendi içinde de sözkonusu idi.)
     Nitekim Selahaddîn Eyyubî’nin liderlik ettiği Eyyubî İmparatorluğu’nu yıkanlar da, başka bir Müslüman topluluk olan Memluklular’dır.
     Eyyubî ordusunun komuta kademesi, Kürtler’den ve Çerkesler’den oluşuyordu. Orduyu yönetenler Kürt ve Çerkes komutanlardı. Bu komutanların emrindeki askerler ise Araplar’dan ve “köle askerler” olan Türk kölemenlerden oluşuyordu. Arap askerler “İslam’a hizmet” duygusuyla bu orduda gönüllü olarak askerlik yapıyorlardı. Ama Türk askerlerin konumu böyle değildi. Türkler “kölemen” olarak tabir edilen köle askerlerden oluşuyordu ve orduda “paralı askerlik” yapıyordu. Yani maddî çıkar karşılığında.
     İşte Eyyubî Devleti, orduda paralı askerlik yapan bu Türk kölemenler tarafından 1250 yılında yıkıldı. Türk kölemenler, Eyyubî Devleti’ni yıktıkları aynı yıl, hükümdarları Türk olan Memluklu Devleti’ni kurdular. (Selahaddîn Eyyubî’nin vefatından 57 yıl sonra)
     Büyük imparator Selahaddîn Eyyubî, yaşadığı süre boyunca sağlığını işte bu yüzden Müslüman doktorlara bile emanet etmemiştir, çünkü ihanetler ya doktorlar ya da aşçılar aracılığıyla yapılıyordu. Bunları biliyorsunuz zaten veya bildiğinizi tahmin ediyorum, zira İslam imparatorlukları tarihinde sayısız örnekleri var, doktorları yahut aşçıları tarafından öldürülerek ortadan kaldırılan sultanlar bulunuyor.
     Ama aynı Selahaddîn Eyyubî, Yahudî doktorlara güvenmiş ve hiç çekinmeden sağlığını Yahudî hekimlere emanet etmişti. Selahaddîn Eyyubî’nin baş doktoru, bir Yahudî’dir. İsmi, Rabbi Ebu İmran Moşe Ben Ubeydullah Meymun el- Qurtabî (1135 – 1204).
     Endülüslü Yahudî doktor Moşe Ben Meymun, yalnızca Selahaddîn Eyyubî’nin değil, Selahaddîn’in baş veziri olan Qazî el- Fadl (1135 – 1200)’ın da baş hekimliğini yapmıştır. Onların vefâtlarından sonra da hanedanlığın tabipliğini yapmaya devam etmiştir.
     Moşe Ben Meymun, Muvahhidler egemenliğindeki İspanya topraklarında dînini özgürce yaşayamadığı gerekçesiyle çıkıp Mağrîb (Fas)’e iltica etmişti. Oradan da Mısır’a kaçmak zorunda kalmıştı. Orada, Mısır’daki Yahudî toplumunun lideri oldu. Selahaddîn’le ilişkisi ve dostluğu ve O’nun doktoru olmaya başlaması, bu döneme tekabül ediyor.
     Selahaddîn Eyyubî vefat ettikten (1193) onbir sene sonra O da vefat etti (1204). Öldüğünde O’nu Mısır’a gömmediler. Niye mi?
     Şunun için, sevgili Ich liebe Dich azîz dîn kardeşlerim, şunun için: Eyyubî İslam Devleti ferman buyurdu: “O’nu Arz-ı Mewud’a, Yahudîler’in vatanına gömün. Çünkü o bir Yahudî idi, kendi vatanında ebedî istirahatine yatmalıdır.”
     Evet canlarım, ifadeler aynen böyle: “Arz-ı Mewud”“Yahudîler’in vatanı”,“kendi vatanında”
     Bu ferman üzerine O’nun naaşını Mısır’dan alıp “Arz-ı Mewud”a getirdiler. Moşe Ben Meymun, Kuzey İsrail’deki Taberiye Gölü’nün kıyısına defnedildi. Mezarı halen ordadır.
     Niye mi oraya gömüldü? Çünkü oranın sembolik bir anlamı var. Selahaddîn oradaki savaşta Haçlılar’ı yendi ve Yahudîler’in anavatanlarına geri dönüşlerini sağlayan Kudüs’ün fethi, oradaki zafer üzerine gerçekleşti. (Yukarıda anlatmıştık)
     * * *
     Tarih budur, dostlar. Gerçekler (olanlar) bunlardır, hakikatler (olması gerekenler) de bunlardır.
     Şimdi başınızı ellerinizin arasına alın ve düşünün: Nerede o eski, Yahudîler’e yardım eden, kucak açan ve onlarla dost olan Müslümanlar, nerede şimdiki bağnaz, tüm hücrelerine kadar Yahudî düşmanlığı ve Antisemitizm ile dolmuş, bütün Yahudîler’i düşman olarak görüp onları haritadan silmekten bahseden İslamcılar? Müslümanlar ile İslamcılar arasında en ufak bir benzerlik var mı?
     En komiği ve ahlâksızca olanı ise, bütün bu düşmanlık ve nefret tohumlarının “Selahaddîn Eyyubî argümanı” ile yapılması. Yahudîler’in Selahaddîn ismiyle tehdit edilmesi. “Ey Yahudî, Selahaddîn’i unutma”“İsrail’in korkusu Selahaddîn’in ordusu”“Yahudî dostu olan Kürtler asla Selahaddîn Eyyubî’nin ismini ağızlarına almasınlar; Selahaddîn Eyyubî’nin gerçek torunları olan Müslüman Kürtler İsrail’e düşman olurlar” gibi evlere şenlik söylemlerin gayet rahat ve pişkince dillendirilmesi.
     Neymiş, Selahaddîn Eyyubî şöyle söylemiş: “Filistin Yahudîler’in işgali altındayken bana uyku uyumak haramdır.”
     Güler misin ağlar mısın?
     Yahu bir kere Selahaddîn döneminde orası Yahudî işgalinde değil. Yahudîler’in bırak Filistin’i işgal etmesi, oraya girişi bile yasak. Haçlılar hepsini sürmüş, bir tane bile Yahudî yok orda.
     Araplar ve Türk İslamcılar öyle bir Selahaddîn Eyyubî portresi çiziyorlar ki, sanırsın Selahaddîn 21. yy’da yaşayan bir HaMaS militanı! Beline bomba bağlamış, Tel Aviv’de insanları havaya uçurmak için fırsat kolluyor! Sanırsın ki Selahaddîn Eyyubî sağ tarafına Meşal ve Nasrullah’ı, sol tarafına da Erdoğan ve Qardawî’yi almış, İsrail’i haritadan silmek için mücadele ediyor!
     Yuh yani, yuhhh!.. Yüzbin kere, milyon kere yuh!..
     Hadi o insanlara saygınız yok diyelim; tarihe saygınız yok, gerçeklere saygınız yok, İslam’a saygınız yok, Selahaddîn’e saygınız yok, Kürtler’e saygınız yok, Yahudîler’e saygınız yok, hiçbir şeye saygınız yok diyelim; iyi de kardeşim, kendinize de mi saygınız yok? Bu kadar yalan dolan, bu kadar çarpıtma, nasıl hiç çekinmeden ortaya konulur? Hiç mi birinin gerçeği dillendirmesi halinde rezil olacağınızı düşünüp bundan utanmazsınız siz?
     İsrail şimdi Müslümanlar’a zûlmediyor ve siz de buna üzüldüğünüz için tepki gösteriyorsanız, benim buna hiç ama hiçbir sözüm yok. Elbette ki bir yerde zûlüm ve haksızlık varsa, buna karşı çıkmak insanî bir erdemdir. Dünyanın neresinde olursa olsun. Ama hiçbir sebep, sizin bu yalanlarınızı, sahtekârlığınızı ve tarihî gerçekleri çarpıtmalarınızı mâsum hale getirmez. İsrail’in veya başka bir devletin halka yaptığı zûlümlere ben bir insan olarak isyan eder, tepki duyarım ama asla ve asla, mazlum ve haklı olmam bana her türlü ahlâksızlığı yapma hakkı tanımaz.
     Ne yani, İsrail Araplar’a bunları yapıyor ve ben de bir Müslüman olarak bu duruma üzülüyorum diye, kalkıp tarihi çarpıtayım mı, gerçekleri çarpıtayım mı, utanmadan yalan mı söyleyeyim? Yoo, asla. İslamcılar nasıl bir dîne inanıyorlar bilmiyorum ama bir Müslüman olarak benim dînim böyle bir ahlâksızlığa cevaz vermemiştir. Şartlar her ne olursa olsun, gerçekleri söylemekle mükellefiz.
     Gerçekler şunlardır:
     1 – Selahaddîn Eyyubî, Kudüs’ü Yahudîler’den değil, Haçlılar’dan kurtarmıştır. Ve Selahaddîn’in Kudüs’ü kurtarmasına, Yahudîler de en az Müslümanlar kadar sevinmiştir. Hatta Selahaddîn Kudüs ve Filistin’i kurtardığı için, Yahudîler Müslümanlar’dan daha fazla sevinmiştir.
     2 – Selahaddîn Yahudîler’in düşmanı değil, Yahudîler’in dostu ve kurtarıcısıdır.
     3 – Yahudîler Haçlı işgaliyle beraber vatanlarını tamamen kaybetmişler, ancak Selahaddîn Eyyubî sayesinde tekrardan vatanlarına kavuşmuşlardır. Haçlılar’ın o topraklardan kovduğu Yahudîler’i tekrardan oraya çağırıp Yahudîler’i bugünkü İsrail topraklarına yerleştiren, bizzat Selahaddîn Eyyubî’dir, Müslümanlar’dır.
     4 – Selahaddîn Eyyubî ve o dönemdeki Müslümanlar o topraklardan bahsederken “Yahudîler’in vatanı”, “Arz-ı Mewud” demektedirler.
     5 – Yahudîler Selahaddîn Eyyubî’yi Araplar’dan ve Türk İslamcılar’dan daha fazla sevmektedirler. (Sevmeseler salaklar zaten)
     6 – Selahaddîn Eyyubî’nin baş doktoru bir Yahudî’dir.
     7 – Haçlılar’ın Kudüs’te yıktığı tüm sinagoglar ve Yahudî tapınakları, Kudüs’ün fethinden sonra Selahaddîn Eyyubî’nin emriyle yeniden onarılmış veya inşâ edilmiştir.
     Şimdi söyleyin bakalım: Yahudîler’e düşman olan Kürtler mi Selahaddîn Eyyubî’nin gerçek varisleridirler, yoksa Yahudîler’e dost olan Kürtler mi Selahaddîn Eyyubî’nin gerçek varisleridirler?
     * * *
     Ve son birşey daha…
     Asıl “bomba”yı yazının en sonuna sakladım, kasıtlı olarak:
     Oraya “Palestina” (Filistin) adını verenler Romalılar ve Haçlılar’dır. Müslümanlar oraya “Yahudîye” demişlerdir, yani “Yahudîler’in vatanı”.
     Bugünkü bizim İslamcılar da Müslümanlar’ın kullandığı ismi “ihanet”, “Siyonizm uşaklığı” olarak görür ve Haçlılar’ın kullandığı “Filistin” ismini kullanırlar, hatta bu isme “kutsal bir isim” muamelesi çekerler.
     Dedim ya, IQ meselesi. Galiba “Filistin” adının Cennet’te Allah’ın Âdem’e öğrettiği isimlerden biri olduğuna inanıyorlar.
     Gerçi buna şaşmamak lazım. O İslamcılar değil midir ki, hem Osmanlı hayranı olup Neo-Osmanlıcılık yaparken, hem de Osmanlı’ya karşı bağımsızlık istemiyle ayaklanan ilk Arap isyanının bayrağı olup 1916 yılında çizilen Pan – Arabizm bayrağı olan Filistin bayrağına adetâ taparlarken ve her gösteride gururla dalgalandırırlarken, hiçbir dönemde Osmanlı’ya karşı dalgalandırılmamış, aksine tarih boyunca hep Osmanlı’nın yanında dalgalanmış olan Kürdistan bayrağına ise “öcü” gözüyle bakıp “düşman bayrağı” olarak gören?
     Kendisine karşı dalgalandırılan ilk bayrak olan Filistin bayrağını “kutsal” görüp tapan ama tarih boyunca kendi yanında ve kardeşi olarak dalgalanmış Kürdistan bayrağına “düşman bayrağı” gözüyle bakan İslamcı hasta kafanın, adaletli ve hoşgörülü bir lider olup erdemli kişiliğiyle tüm dünyada saygı gören Selahaddîn Eyyubî’den manyak bir HaMaS militanı profili çıkartmasına şaşmamak gerek.
     Yazıyı Selahaddîn Eyyubî’nin bir sözüyle, ama gerçek bir sözüyle bitirelim. Önemlidir. Çünkü Selahaddîn’in bu sözü, benim bu yazıyı niçin yazdığımı açıklamaktadır:
     “İmân sahibi kişi asla haksızlığa sabredemez.”
sediyani@gmail.com

15 Kasım 2017 Çarşamba

Şex Zika



Mi tim mereq kerdîn.
Inî Şex ma Kirdûn qey una zihm û verînî.
Şex Fuad ,
lacê Şex Mehmed Zêkî Efendî Palîyo.
Zunayê mi gore Gowdered amo dinya.
Cemaat yi zafî Gowdericî.
Yew ruec mi Şex Fuat mara pers kerd.
Ti qey una bîy zihm?
Wa Irfan
ez 19 serebîya.
Huqmat Tirkon celb mîr vet wa bê şo esker.
Ez qayîl nebîyo şêrî esker.
Ez şîya Palî dayrê eskerîya.
Ez ew waxt binê necar' bîyo
Yew merdim mira wa,
Şex êyb nîyu ti şîn esker?
Mi wa de yew aqil bid mi, ez nêşêrî esker.
Wa ti binê xo zihm bikerî, to nigênî esker.
Mi wa o gurê rehatêr çi esto.
A sehat ra pêy mi zor da werdiş.
Bê hemdî mi zaf werdînî.
Mîyan yew serid ez bîya 120 kîlo.
Ez sera bîn şîya dayrê eskerîya.
Komandar eskerya mira wa
ti zaf zihm ,
in vazîyet gore ma nişkên to bigerî esker.
Ti gera binî 100 kilo bibî ,
encax ew waht ma to gênî esker.
Mi xo zerid wa şima hema zaf pawenî.
Ez ama kîye, mi hina zêde nûn werd.
Sera bîn ez bîya 150 kîlo.
Huqmat hîn mira fek vera da.
Semedê eskerê ez îna bîya zihm.
Mi va ti poşmun nîy?
Va nê vullay ,
ez poşmun nîya.
Meselê Şex ma in qedê bî.


16 Ekim 2017 Pazartesi

Milli ordu şarttır




Yıl 1988,
Halepçe katliamının üzerinden henüz beş ay geçmişti. Güneyden kuzeye yüzbinler göç etmisti. O yılın Agustos ayında beş günlüğüne arkadaşımız Azat Sagnıca misafir olmak için Tatvana gitmiştik.
Azad'a,
babanız feqiye bir gece misafir olup sohbet etmek istiyoruz dedik.
Azat bu istegimizi babası rahmetli Feqi Hüseyine iletmiş, o dönem Kürtce Ferheng çalışması yapan Feqi ,birkaç saatliğine ertesi gün bizi evinde ağırlayabileceğini kabul etmişti.

Ertesi gün altlı üstlü oturan Azat'la birlikte feqi'ye misafir olduk.
Feqi önce Kürtçe bilip bilmediğimizi sordu.
Bilmiyorsanız sizinle konuşmak istemiyorum diyerek birden kestirip attı.
Feqi nin bu tavrına o zaman çok şaşmıştık.
Kendisine anadilimiz Zazakiyi biliyoruz diyince sevindi.
Bize zazaki bilmedigini söyleyerek tabiri caizse düşmanın diliyle bizimle konusmayı kabul etti.
Çok sevinmiştik.
Çok güzel doyurucu ve bilgilendirici bir sohbet yapmıştık.

Konu Güneyden Kuzeye göç eden kürtler olunca, keşke hepsini öldürseydiler bu utancı yaşamasaydık. Bunların hepsi haindir dedi..
Güneyi terk etmeyip savaşan peşmergeleri övdü.
Milli ruh böyle birseydir dedi.
O dönemlerde kuzeyde ,PKK de varlığını iyice hissetirmeye başlamiştı.


Feqi önce Pesmerge ile gerilla kıyaslaması yaptı..
Peşmergenin ailesine ve topragina bağlı yaşam sürdüğü için, savaş gücünün gerilla kadar olmadığını savundu. Ve Peşmerge tehlikeyi gödüğünde ailesini kurtarmak ve yer değiştirmekte tereddüt etmez demişti.
Gerilla için ise durum tam tersidir demişti..Aile ve toprağa bağlılık yoktur. Bu nedenle savaş gücünün peşmergeden daha yüksek düzeyde olduğunu ifade ediyordu.

Bunları niye anlattım?
Dağınık ve partilere bağlı güçlerle ulusal cephe olmadan basarıyı yakalamak imkansızdır.
Bağımsızlığı programlarına alan Güney Kürdistanlılar için dağınık peşmerge gücü yerine „De Facto“ durumu korumak için düzenli ve milli bir orduya ihtiyac vardır.
Mücadele tarihimiz son Kerkük hadisesi ile bize bir kez daha göstermiştir.
Partilere başlı peşmerge ve gerillalarla zafer kazanılmaz..İç ihanetleride eklersek dağınık ve bağımlı güçlerle başarı şansıda yoktur. Zaten Kürdistanın özgün konumuda buna imkan vermiyor.
Ismail Besikcinin dedigi gibi Kürdistanın sömürge koşulları ile dünyanın değişik coğrafyalarındaki sömürgelerin koşulları farklıdır. Kürdistan devletlerarası bir sömürgedir.„Devletlerarası sömürge Kürdistan“ Bütün düşmanlarımızın Kürdistanda çıkarları vardır..
Bir tek düşmanı yoktur birden fazla onlarca düsmanı vardır. Savaşan güçler hangisine karşıç getirsinler?
Buna rağmen Kürdistanın mücadele tarihi ikiyüz yıllıktır.

Güney Kürdistan ve Güneybatı Kürdistanda(Rojava) yaşanan gelişmeleri irdelersek son iki yılda yaşanan gelişmeler bize doğruları bazı gercekleri görmemizide sağlar.
Uluslararası güclerin desteği şarttır.
Güneybatı Kürdistanda ABD ve Koalisyon güçleri başta YPG olmak üzere diğer gruplardanda oluşturdukları orduyu silah ve cephane ile donatarak ,ateş gücü yüksek bir orduya dönüştürdüler.
Güney Kürdistanda bu potansiyel daha fazladır ancak dağınıktır.
Güneyli silahlı gruplardan ateş gücü yüksek yüzbinler ordusu pekala kurulabilir..
15 yıllık De Facto devlet bunu başaramadığı için Kerkükte bir grubun ihaneti sonucu hüsrana uğramıştır.


Milli ordunun kurulması elzemdir. Aksi halde yakalanan firsat tekrar yitirilir.

11 Ekim 2017 Çarşamba

Türkler Kürtlerden hic bu kadar korkmamisti.

Türkler ve Kürtler kardestir.

Türk siyasilerin ve akademisyenlerinin dilinden sikca düsen cümleler bunlar.
Iyi güzelde,
peki Kürtler kendi gelecekleri hakkinda karar alinca niye asariz keseriz,ekmek vermeyiz,suyunuzu keseriz tehditlerini savurdunuz?
Insan kardeslerinin gelecegini istemez mi, yada kardeslerini asar keser mi,ekmeksiz ve susuz birakir mi hic?
Demek kardes degilmisiz..
Olsaydik bu kadar pervarsiz davranmazdiniz.
Referandum yaptik kizdiniz,köpürdünüz hatta o kadar seviyesizlestiniz ki birakin Kürtleri dünyayi bile kendinizden nefret ettirdiniz.
İSİD'i yendik..
Vay siz nasil ISID'i yenersiniz diye acik acik arka cikmaya basladiniz.
Kerkük'ün % 70 i Kürt olmasina ragmen,
Kürtlerin olmasin kimin olursa olsun diyorsunuz.
Sizin olursa oraya yavru kurtlari göndeririz sizi öldürsünler diyorsunuz.

Sizin dostlugunuza degil biz,
hic kimse inanmiyor..
Bütün dünyayi kendinize düsman ettiniz.
Batili dostlariniz bir bir sizi terkettiler.
Küfür ettiginiz, asagiladiginiz devletlere sigindiniz imdat diyorsunuz.

Esed'e etmediginiz küfür kalmadi , geri tepince Tal Abyad,Carablus simdide Esed icin Idlibde savasacagiz diyorsunuz.
Rusyanin Ucagini düsürdünüz, basladiniz efelenmeye..
Yine gelse yine düsürürüz dediniz.
Putine yok efendim natasalardan mi korkacagiz dediniz.
Elcilerini evinizde öldürdünüz bu utanc verici bir durumdu..
Is ciddilesince kosup Putinden merhamet dilediniz.

Kürt güçleri ilerledikçe siz rahatsız oldunuz.. Menbic,Rakka ve diger sehirler ISID'in elinde kalsaydı  sesinizi  cikarmaz ve Suriye'ye girme gereği bile duymazdınız..
25 milyon Kürt vatandaşınız var..Bu vatandaşlarınıza hiç değilse biraz saygınız olsun.. Vatandaşlarınızın akrabalarının yönetimi ele geçirmesi çıkarlarınız gereği sizide sevindirmeliydi..

Hani etle tırnak gibiydik ve kardestik.
"Türk Kürt kardestir istemeyen kallestir"diyorsunuz ya..
Sizinki düpedüz kalleşliktir..
Insan kardeşinin başarısına sevinmezmi?
Sahi, biz Kürtler hep sizinle beraber yürümedikmi ,en zor anlarınızda bile?
Siz ne yaptınız?
Ayağınız sağlam yere basar basmaz Kürdü red ve inkar etmeye başladınız..
Kürdü dağ Türkü yaptınız.
Kart kurt ses çıkaran millet yaptınız.
Eşkıya,haydut,harami,sergerde, en sonda terörist yaptınız..
Bu kadar aşağılanmaya kim dayanır, siz olsaydınız bunları kabul edermiydiniz?
Sizin kabul etmediğinizi biz niye kabul edelim?

Bize ait olan herşeyi tasarufuna alacaksın,bize dilini zorla konuşturacaksin, ama benimkine yasak koyacaksın.
Dilinden çocuklarimıza eğitim vereceksin, benim dilimdede eğitim  yasak olacak.
Bizim köy,kasaba ve şehirlerimizin adınıda değiştireceksin,yetmezmiş gibi dağlarımızın,ovalarımızın,nehirlerimizin,adınıda değişeceksin,eskiye yani bize  ait olan herşeyi yasaklayacaksın..
Hatta Istanbul,Ankara,İzmir,Antalya,Bursaya çalışmaya,okumaya ve gezmeye gelen insanlarımız kendi dilinden konuştuğu zaman linç edeceksin, gece yatarken benzin döküp yakacaksın..
Dünyanin neresinde bir Türk varsa yardimına koşacaksın,kürdün burnunun dibindeki akrabasını öldüreceksin,şehir ve kasabalarını bombalayacaksın, gerektiğinde sürgün edeceksin..
Dünyanin neresinde devlet kursaniz yikarız diyeceksin,bütün bu kötülüklerinden sonra utanmadanda Kürtlere kardeşlerimiz diyeceksin..


Kürtler kendi topraklarını katil sürülerinden geri aldıkça..
Siz üzülüyorsunuz ..
Kürtler kendi toprakları üzerinde özne olmak istiyor..
Siz olmaz diyorsunuz.
Kürtler kiminle dost olmaya kalksa, gidip rüşvet verip o dostluğu hemen bozuyorsunuz..
Yeryüzünde bir halka kardeşim deyip ona kötü davranan sizden başka bir millet varmidir?
Dünya alem sizi I.Cihan harbinde terketti..
Kürtler sizi yine terketmedi, keşke etseydiler. Hiç değilse bu zulmü yaşamayacaktılar.
Bugün Ortadoğuda Kürtlere yeni bir fırsat doğdu..Onuda ortadan kaldırmak için elinizden ne geliyorsa yapıp engellemeye çalışıyorsunuz...
Kötülük tanrısına bile rahmet okutursunuz..


Hata sizde degil bizim eşeklerde..
Bütün aşağılamalarınıza rağmen size kapikulu olmaktan vazgeçmiyorlar..Sizin hizmetinizde olmalarına rağmen  onlarada terörist diyorsunuz..
Sizden saygı falan inanın beklemiyoruz, biraz insan olun yeter..
En çokta sizin kuyruğunuz olan size hizmet eden karaktersiz Kürtlere kızıyorum..
Bu kadar burunlari yere sürüldüğü halde  arlanmıyorlar..
Onlara kökünüzü getireceğim diyorsunuz, onlar eline bayrak alip sizin icin nöbete kosuyorlar..
Bazilarida ortak vatan diyor, hatta yetmezmis gibi Musul,Kerküküde Misak-i Milli icine alacağız diyorlar..

Siz onlarin kökünü kaziyorsunuz , onlar hala  sizden ayrilmayiz diyorlar..
Bütün bu yaşadıklarına rağmen
Kusur sizde değil size sülük gibi yapışmış biz Kürtlerdedir.


6 Eylül 2017 Çarşamba

Anadolu yerlilerinin hazin sonu

Bugün 6-7 Eylül cumhuriyet tarihinde isikli geceler olarakta anilir..
Bu devletin organize edip yürürlüge koydugu bir konseptti.
Bin yillardir bu cografyada Türklerle birlikte yasayanlarin kaderidir.

Rumu devsirilmis ruma,
Ermeniyide devsirilmis ermeniye vurdurdugu gibi.
Bugün bir röportaj ve o dönemlerde bu olaylara karismis iki karadenizliye ait iki can sikan yazi okudum.
Ikiside devsirilerek türklestirilen, hayvan gibi kendi milletlerinin üzerine sürülmüs iki katil ve hirsiz.
MIT ci Oktay,
Selanikte M.Kemalin güya dogdugu eve pravakasyon amacli bomba atar.
Eli kulaginda MIT ciler Istanbulda propaganda yaparak bu bombalamayi duyurur duyurmaz,
capulcu cahiller sürüsü ve onlarin elebaslari polisin denetiminde ise koyulurlar.
Basta zengin ve elit Rumlar olmak üzere,
bütün gayrimüslimlere ait is yerleri ve evler basilarak yagmalanir.
Yüzlerce kadin ve kiza tecavüz edilir ve katledilirler.
Bütün mal varliklarini bir gecede yitiren gayrimüslimler anavatanlarini terkederek vatansiz kalirlar.
1920 lerde Karadenizde baslatilan Rum kiyimi 1957 lerde böylece tamamlanir.

Karadenizin yerli halklarindan rumlar, katledilerek,sürülerek,zenginlikleri ellerinden alinarak böylece bitirilme noktasina getirildiler.
Geriye kalanlar ise müslümanlasarak ancak canlarini kurtardilar ve Türklestirildiler.
Bugün karadeniz ahalisinde Türk milliyetciliginin ve ulusalciliginin tabanini olusturnda bu asimile olmus rumlardir.
En cokta kendi halklarina düsmandirlar.

Selanik bombacisi pravakatör daha sonra Kayseri ve Nevsehire vali atanarak taltif edilir.
Ortadogudaki lider protipileride bep böyle.
Demek ki Ortadogu gercekligi budur.
Ortadoguda akilli,zeki,bilgin insana ihtiyac yoktur.
Eli kanli katillere hep ihtiyac duyulmustur.
Ayni zamanda en cok sevilen ve hayranlik duyulan insan müsvedeleri tipler.
Arkalarinda her daim yiginla sürüler olmustur.
Güce tapan bu cografyada,
eskidende simdide hep böyleydi.