Çırê Musyon

27 Kasım 2013 Çarşamba

DEVRİM VE ÖZGÜRLÜK, HEPSİ HİKAYE




Geçen hafta Kürdistanda yaşanan yoğun gündemin yankıları olanca hızıyla devam ediyor.
Bir çok çevreye göre yaşananların cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak tanımladılar.

Nedeni ise dünün aşiret reisi olarak tanımlanan Barzani ile,bir dönem aişiret reisi muhtar bile olamaz diyen Erdoğan'ın büyük yankılar uyandıran buluşmasıydı.Bu ziyaret esnasında bazı BDP li çevrelerin pravakasyon planlarına karşın sağduyu üstün gelince,provakasyon zemini kalmadığı için arzu edilen hava içinde geçti.


Kimdi pravakasyon yapmak isteyenler?

Kürt siyasetini  truva atı misali içerden kuşatan çevrelerce Barzani protesto edilmek istendi.

Bunun başını çekende, Kürtlerin vekili olarak bir dönem eşini bölücüdür diye boşayan bir Bulgar göçmeniydi.

"Ulkemi bölmeye çalışan bir kişi ile aynı yastığa baş koyamam" deyip eşinden Ayrılan Nurseli Aydoğan'in ta kendisiydi. 
Eşini bölücü diye kapının  önüne koyan bu göcmen, 10 yıl sonra kurdistan'ın başkentinden Kürtlerce hemde boşadığı eşinin bir dönem yöneticiliğini yaptığı partisi tarafından milletvekili seçtirildi.

Kurtlerin en büyük talihsizliğide budur ya.

Onun için, Nurseli'nin dedikleri bize pek yabancı gelmedi.
Bu kadın Diyarbakır da BDP lileri Barzani'yi protesto etmeye davet ediyordu.

Unutmayın! 
Kocasına sevgisi kapı önü kadar olan bu kadının kürde sevgisi olur mu?


PKK ve BDP yi çıldırtan ve saldırganlaştıran asıl neden Kuzey Kürdistanda yakın zamanda yeni oluşumların gelecekte hızla üremesidir.
Bu mesaji Tayyip Erdogan Diyarbakirda verdi.
Ne dedi Erdogan bir bakalim.
“Bu yeni Türkiye’de bir şeye özellikle dikkat edeceğiz. Tıpkı Cumhuriyet'in ardından olduğu gibi bir tek parti zihniyetinin, yeni bir tek parti döneminin, dayatmaların, zulümlerin, farklı formatlarda inkâr ve reddin oluşmasına asla izin vermeyeceğiz. Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da yeni bir tek parti anlayışının hüküm sürmesine müsaade etmeyeceğiz.
Anlaşılan PKK'nin kuzeydeki iktidarı sarsılacak,bütün bağırıp çağırmaları bundandır.


PKK ,Kürdistan’ın her parçasına müdahele etme hakkını kendine görürken,hemde her parçada kendine bağlı bir partisi varken, 
örneğin; 
Güney Kürdistan’da Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK),
Doğu Kürdistan’da Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) , 
Batı Kürdistan’da Demokratik Birlik Partisi (PYD)-

Bu hakkı ne PDK’ye ne de Kürdistani herhangi bir partiye reva görmüyor.
Kendileri ise Güney Kürdistan dahil her parcaya karışırken,
PDK’yi Rojava’ya ve Kuzey’e karışmakla suçluyor.
Mesela! PDK Kuzey Kürdistanda parti kurmaya kalkışsa kıyameti koparırlar. Ama kendilerinin Güney Kürdistanda partileri PÇDK var,hemde seçimlere bile katılabiliyor.
Yine kendilerini zorlayacak bir parti olacağını bilseler yaşama hakkı bile tanımazlar.

Kendilerinden ayrılan PWD lilere yönelik şiddet ve saldırıları zaten biliniyor.


Yine basına düşen bir ropörtajda Mustafa KARASU şöyle diyordu.
"Rojava’da yaşananlar devrim değilse, dünyada tek bir devrim yaşanmamıştır.
Rojava devrimi toplumsal ve demokratik siyasi devrim olarak Rus, Çin ve Fransa devrimlerinden daha büyük devrimdir.
Sadece coğrafya ve nüfus olarak bunlardan küçüktür"
Mustafa KARASU

Karasu bunlari söylerken Salih Müslim ise onu yalanlıyor.
Ne diyordu Müslim?
Suriye vatandaşlık kimliği.
Rojava bir bölgedir.
Halk kendi ke
ndini yönetiyor.
En önemli sözü de "Suriye’de bir çözüm bulununcaya kadar.

Ayrı bir devlet, veyahut ayrı sınırlar çizilecek diye bir şey yok.
Ne olursa, bütün Suriye içinde bir çözüm bulunursa olacak.
Salih MÜSLIM

Haydi şimdi çıkın işin içinden.

PYD nin başında olan devrim falan yok diyor,Kandilden dürbünle Rojavaya bakan ise en büyük devrimden bahsediyor.

Irfan KAYA











20 Kasım 2013 Çarşamba

Çolig'in meşhur Horoz'u (Sehit M. Nuri ELALTUNKARA)







İnsanlar yakınlarını anlatmakta bazen zorlanırlar. Bende dayimi uzun süreden beri yazmayı düşünüyordum. Ama bir türlü yazamadım. Defalarca kalemi elime alıp, yazmaya başlayınca dayım ve ailesinin yaşadığı trajediler aklıma gelince yazmayı hep erteledim. Demek nasip bugüneymiş

Kürd aydınları başta olmak üzere, siyasetle ilgilenen kesimlerin yazdıkları hatıratlar vardır. Bu hatıratların çoğunu okuduğumda, dikkatimi çeken husus Kürd aydınları anılarını anlatırken çoğu ailesini ve yakınlarını öve, öve bitiremezler. Olayları anlatırken subjektif yönleri daha ön plandadır. Yine bazı Kürd aydınları olaylara daha mütevazi ve objektif yaklaştıklarını söylemek mümkündür.

Kürd ulusal davasına emeği geçen binlerce isimsiz kahramanların isimleri bile anılmaz. Hatta bu kategoriye girenlerin fedakarlıkları bazen başkalarının hanelerine yazılır. Kurdistan'da bu kesimlere isimsiz kahramanlar denilir. Bu isimlerden biride dayım Mehmet Nuri Elaltınkara'dır. Onun yaşamı ve mücadeleci kişiliği, yaşadığı ortam ve tarihte ailesinden gelen direniş geleneği,onun ruhsal şekilenmesinde belirleyici olur.

Yaşamın tüm zorluklarına rağmen Kürt halkının mücadelesinden ödün vermeyen, kendisi ve ailesinin yaşamını riske sokmaktan korkmayan, kendisi ile ilgili hiçbir hesap yapmayan bu fedakar insan isimsiz kahraman olmasında, kim olsun?

Tarihteki toplumsal değişim ve dönüşümlerin yükünü kimler çekiyor, sorulduğunda akla öncelikle önder kadrolar gelir. Bu dönüşümleri yönlendiren önderleri ortaya çıkaran, canını, kanını, herşeyini feda eden sıradan nefer insanlara, her nedense siyasetçi, araştırmacı ve tarihçiler fazla değinmezler.

Gerçek olmasa da, kabul etmesekte halk gerçekliğimiz budur.

Tarihteki önemli toplumsal olaylarda bazı isimsiz kahramanlar birçok romanlara konu olsalar da genelde hele hele Coğrafya Orta-Doğu ise es geçilir. Neferlerinde hiçbir değeri olmaz, acısı sadece kendi yakın çevreleri ile sınırlı kalır ve unutulur gider.

MEHMET NURÎ ELALTINKARA'NIN AÎLESI HAKKINDA KISA NOTLAR

Dayım Mehmet Nuri Elaltınkara aslen Musyan/Yamaç köyündendir. Halk arasında "Horoz Nuri" lakabıylada tanınır. Bu lakap gençliğinde hareketli ve zapt edilmez kişiliğinden dolayı arkadaşları tarafından kendisine yakıştırılmışır. Asıl ismiyle pek çok kişi tarafından tanınmaz, fakat lakabı ile herkes tarafından tanınırdı. Gerillada almış olduğu kod isim ise RIZA'dır. Rıza ismi dedesi olan RIZGO'ya atfen aldığını tahmin ediyorum.

Mehmet Nuri 1956 yılında Çolig'de dünya'ya gelmiştir. Musyan köyü Çolig'e 20 km mesafede olup, Varard aşireti olarakta anılır. Dedem Faris 1940'lı yılların başında Çolig'e gelip yerleşir. Eski Çolig o dönemde Vadi'nin içinde bulunuyordu. Faris dedem şu andaki Çolig'in Bahçelievler mahallesinde ilk konaklayan kişidir. Çoligliler o yüzden yıllarca bu mahalle'ye "Mehle Musyon" dediler. Çolig halkı çok iyi bilir, mahlenin bittiği batı kesiminde Ermeniler tarafından tarihi belli olmayan çeşmede halk tarafından "Çıre Musyon" ismiyle hala anılmaktadır. Türk devleti son dönemlerde bu çeşme'ye Vali Kurtuluş Şismantürk adıyla Türkçeleştirdiler.

Dayım ailenin yedi çocuğunun tek erkek olup,ailenin en küçüğüydü. 1940'lı yılların başında Çolig'e gelen aile, eski yerleşim yeri olan "aşağı çarşıda" dükkan açarak esnaflık yapar. Çolig'de ağırlıklı olarak baklava, kadayıf ve helva imalatı üzerine iş yaparlar. Bunun yanında kahvaltılık çorba, Kelle paça başta olmak üzere, çörek, börek, qılç, bal, yağ, kaymak ve yoğurt gibi yiyeceklerde bulmak mümkündü. Bu yemeklerin çoğu o dönem evde hazırlanıp, dükkana götürülürdü.

Aile baklava ve kadayıf kültürünü, dedem Faris'in babası olan Feqi Xelefun, bir dönem Diyarbakır'da ailece kalmış,orada mesleği kavramışlardır.

MEHMET NURÎ'NİN KÜRD ULUSAL BİLİNÇLENMESİ VE RUHSAL ŞEKİLLENMESİNDEKİ TEMEL ETKENLER..

Mehmet Nuri'nin en çok etkilendiği, kuşkusuz Şeyh Said hareketiyle ilgili kendisine anlatılanlardır. Uzun kış gecelerinde ninem harekete yaşanan zulüm ve katliamları anlatırdı. Mehmet Nuri çocuk yaştan itibaren anlatılanların etkisinde kalmıştı. Ninemin Şeyh Said hareketinde şehadette ulaşan iki kardeşi vardı. Ninem ağabeylerinin yiğitliklerini sürekli dile getiren biriydi. Çünkü çevresinde ağabeylerinden dolayı çok onore ediliyordu. Şeyh Said hareketini hatırlayan ve çocuk yaşta olan ninemin hafızası çok güçlüydü.

Ağabeylerinin şehadetini, Şeyh Şerif, Hüs ve Zılf Wasmunu gibi efsane şahsiyetleri edebi bir tarzda anlatıklarına şahidim. Mehmet Nuri işte bu öyküleri dinleyerek büyüdü. Ninem, yaşamdaki bütün yiğitlikleri unutamadığı ağabeylerinin üzerine kurguluyordu. Ağabeylerinin direniş ruhu ve şehadetlerini sürekli sıcak tutuyordu.

1925 hareketinde direnişçi ve bedel ödeyen birçok aile tanıyorum. Harekette yaşanan olayları çocuklarına hiç anlatmazlardı. Çünkü yetim büyüyen, cezaevi ve sürgün yaşayan bu aileler "biz yaşadık, çocuklarımız yaşamasın" korumacı içgüdüsüyle Kürd ulusal davasından çocuklarını uzak tutular. Bu ailelerin bir çoğunun çocuk ve torunları, günümüzde Kürd davası karşıtlığıyla bilinirler. Bunun örnekleri çok olduğu için, detaylara girmeyeceğim. Bu aileler çocuklarını Kürdlük davasından uzak tutarak yoz bir yaşamla adetta düşünsel olarak zehirlediler. Kimlik ve kişiliklerinden çocuklarını kopardılar.

Musyan köyünün kuşkusuz Kürdlük davasında tarihi bir yeri vardır. İsminin etimolojisi nedir bilmem, ama Mus-yan kelimesi son hecesi "YAN" olduğu için acaba Ermenicedenmi ! gelmiştir. Direnişe mekan olan Çolig'in bir beldesidir. 1925 hareketinde Şeyh Said ve 47 arkadaşı Diyarbakır'da idam edilirken, Musyan köyünden'de köy imamı Molla Cemil "Hasar" bu gurubun içindeydi. Molla Cemil medrese kökenli olup, Diyarbakır'da Rüştiye okumuş aydın kökenli biriydi.

Yine Musyan'da Şeyh Said hareketine katılan Derviş Nur "Bürçün" de hareketin aydın ve bilinçli kadrosuydu. Şeyh Şerif ve Yado birlikleri Xarpet istikametine giderken, Palu hiç direnmeden teslim alınır. Palu kaymakamlığına Musyan'lı Derviş Efendi Şeyh Şerif tarafından atanır. Derviş Efendi vefat ettiği 70'li yıllara kadar, sohbetlerinde 27 gün Palu kaymakamlığı yapttığını sürekli vurgulardı. Derviş Efendi dönemin aydınlarından olup, zeka ve bilgisiyle de yakın dönemde toplum içindeki saygınlığından halen bahsedilir.

Mehmet Nuri'nin öz dayısı Sabri ve Abdulkerim'de 1925 hareketinde şehid olan kahramanlardır. Sabri, Elazığ cephesine Şeyh Şerif'in komutasında katılmış,geri çekilme sonrasında dağlarda gurup halinde gerillacılık  yaparken Darahıni/ Rotcan mıntıkası Deşte Eman'da "Türkçesi Budak" üç köylüsüyle beraber askerlerle girdiği çatışmada yaralanır. Sabri yaralı olarak Guewdere mıntıkasına getirilerek o dönemde Pakuni "Yumaklı" köyünde ikamet eden halk arasında Male Hekim olarak bilinen kişi tarafından tedavi edilir. Sabri'nin yarası ağır olduğu için kurtarılmaz ve şehid düşer. Bu çatışmada Sabri'nin yakın amcazadesi sayılan yakın bir akrabasıda "WELDAŞAN" da yaralı yakalanarak 2 yıl cezaevi süreci yaşar, akabinde Kayseri'ye yedi yıl sürgününe gönderilir.

Sabri'nin cenazesi Guewdere Kıran köyünde yakınları tarafından defin edilir. Abdulkerim ise yine harekete gerilla olarak katılır. Musyan nahiyesine bağlı Goran köyünde çıkan çatışmada şehid olur. Abdulkerim meşhur Kürd direnişçisi Çöylekli Hüs Wasmunu'un gurubundaydı.

Mehmet Nuri'nin dayıları Sabri ve Abdulkerim'in Şeyh Said'in hareketine katılmalarını babaları RIZGO'nun "Rız Zılfun" etkisi olduğu hala söylenmektedir. RIZGO'nun evlatlarına vasiyeti ölüm var, dönüş yoktur.
Oğlu Sabri birgün babasına sorduğu bir soru var halen memleketimde söylenir.
Sabri derki ! baba biz şimdi memleketi kurtarırsak, devletimiz olursa kim bizi idare eder ?
Vali, komutan ve diğer önemli görevlerden anlayan insanları nereden bulabiliriz ?
RIZGO oğlu Sabri'ye derki ! oğlum söylediğin de sorumuydu , Zazaca verdiği bir yanıt var ki çok ilginçtir.  RIZGO sağ elini bir yumruk haline getirerek, göğsüne iki üç defa övüne övüne vurarak derki ! "Ez ho ityad, ez ho ityad" Türkçesi; ben burdayım, ben burdayım korkmayın, ben idare etmesini bilirim, babında cevap verir.

Şeyh Şerif'in yeğenleri olan Dr. Sıraç Bilgin'in babası, Kürd direnişçisi ve sürgünü Abdulhamid Efendi başta olmak üzere, amcazadesi Burhaneddin Bilgin ninemi her gördüklerinde ağabeyi Sabri'den dolayı çok değer verirlerdi. Nineme özellikle ağabeyi Sabri'nin direnişi, fedakarlığı başta olmak üzere mütevazi ve insani yönünü anlata anlata bitiremezlerdi.

Yakın dönem Kürd ulusal bilinçlenmesinde Musyan köyünde başta dayım, Orhan Elaldı, Azman, Faruk Elhakan başta olmak üzere tahminen yaklaşık yedi-sekiz şehidi olduğunu biliyorum. Bunun yanında siyasi kimlikli birçok siyasetçi, sendikacı ve aydın kökenli insanlarıda tanıyorum.

Ninem diğer kız kardeşleri gibi yumuşak mizaca sahip değildi, çok otoriter bir kadındı. Evde sözü geçerli olan tek kişiydi. Bunun nedeni ağabeylerini yitirdiği, evin erkek çocukları olmadığı için sorumluluk duygusunu kendinde hissediyordu. Tüm çocukları, evli olan kızları dahil sağ oluncaya kadar kendisinden çekinirlerdi.

Onun bu kadar otoriter ve güçlü olmasının nedenini anlamak hiçte zor değildir. Çünkü Sabri ve Abdulkerim gibi ağabeylerin'nin şehadetlerini yaşayan biri olarak onların direniş ruhu ve çevredeki sayğınlığı ona öz güven vererek, otoriter bir hale getirmişti. Musyan ve çevre köylerden şehire gelen misafirler şehir küçük ve otel olmadığı için dedemlerin misafiri olurlardı. Tabi bu misafirlik kültürü ve evlerinin kapılarının açık olması ağabeylerine çevrede olan saygınlıktan kaynaklanıyordu.

Kısaca Mehmet Nuri böyle bir aile ortamında ruhsal şekilenmesi oluşmuştur. Daha 20'li yaşlardayken 1975 Molla Mustafa Barzani hareketinin ateşli savunucusuydu. Molla Mustafa hareketine 1974-75 li yıllarda peşmerge olarak katılma düşüncesindeydi. O hep Kürd ulusal davasının sıcak ortamının ruh ve heycanıyla yaşıyordu. Nerede Kürdler adına bir kıvılcım görseydi ,yönünü oraya çevirirdi.

MEHMET NURÎ'NÎN PKK HAREKETİNE KATILMASI VE ŞEHADETİ ..

1989 yılının Ekim ayında Çolig'in Az köyünde Vahdettin Kıtay ve Abdullah Bucuka şehid düşmüşlerdi. Şehit düşmeden evvel Mehmet Nuri bu gerilla gurubuna milislik yapıyordu. Abdullah Bucuka "Necmi" aynı zamanda çok yakın komşusuydu. Abdullah'in şehadetinde kurulan taziyeye günlerce katılıp, gelen misafirleri ev sahibi gibi karşılıyordu.

Tam da bu dönemde Mehmet Nuri ortadan kaybolup, gerillaya gideceğinin sinyallerini vermişti. Sağlığı, bünyesi iyi olmadığı gibi tekrar geri döner beklentisi içindeydik.
Yaşlı anne ve babası başta olmak üzere evli dört çocuğa bakmakla yükümlüydü. Ninem ve dedem 80 yaşına dayanmış o yaşlı halleriyle tevekkül içinde Mehmet Nuri'nin geleceği hayaliyle yaşıyorlardı.

Mehmet Nuri'nin gerillaya katılmadan evvel Mersin'de görüldüğü haberini aldım.
1990 yılının ilk aylarıydı Mersin'e gittim. Yakın dost ve çevrem başta olmak üzere bazı hemşerilerime ulaştım. Mehmet Nuri'nin yaklaşık bir yada iki ay önce Mersinde görüldüğü teyid edildi. Görüştüğüm bazı dost ve yakın çevreler, Mehmet Nuri'nin gerillaya gideceği yönünde bir sinyal almadıklarını söylediler. İki gün Mersin'de kaldıktan sonra Çolig'e dönerek, artık Mehmet Nuri'den gelecek haberle beklemeye başladık.

1990 yılı Temmuz-Ağustos aylarında Mehmet Nuri Çolig çevresinde görülmüştü. Sancak-Sirin hattındaki yaylalarda bazı tanıdık kişilerden Mehmet Nuri'nin bölgede olduğu duyumlarını aldık. Hatta Sirin köyünde bir dönem öğretmenlik yapmistim. Sirin yaylasindan bir dönem ögrencilerim olan köy gençleriyle haber gönderir. Yaz tatili olduğu için Çolig dışında bulundugum icin köy'ün gençleri bana ulasamadilar. Daha sonra tatilden döndükten sonra dayım Mehmet Nuri'nin bölgeden geçiş yaparak Dersim'e gitiğıni bu gençlerden duymuştum. Mehmet Nuri'nin Kürd gerillası olduğu artık herkes tarafından biliniyordu. Mehmet Nuri kısa bir dönem sonrada Dersim Eyaletine geçiş yapar. Dersim Eyaletine ilk giren PKK gurubu içinde yer alır.

Mehmet Nuri 30 Kasım 1990 tarihinde Dersim/Hozat'ın Beşelma "Hopık" köyünde, köy muhtarının yaptığı bir ihbar sonucu üç arkadaşıyla beraber şehid oldu. Ölüm haberini devlet Musyan Karakoluna bildirir. Dayısı oğlu şimdi rahmetli olan Zeki Elhakan'a karakoldan gelen haberle Mehmet Nuri'nin şehid düştüğünü ögrendik. Köy Muhtarı bu olaydan sonra Kürd gerillalari tarafından cezalandırılır.

Dersime üç araba cenazeyi almak için gittik. Dersim devlet hastahanesi ilk uğrak yerimizdi. Hastahane yetkilileri cenazelerin orada olmadığı, Hozat ilçesine gitmemiz gerekttiğini söylediler. Pertek yol güzergahından Hozat ilçesine gece karanlığında vardık.

Hozat'a gittiğimizde ilk sorduğumuz kişi Belediye Başkanı Celal Doğan'dı. Sağolsun bizi Kürd örf adetlerine uygun çok sıcak karşıladı. İlçede tek konaklama yeri olan Belediye oteline bizi yerleştirdi. Yanlız otel ajan, korucu, polis ve muhbirlerle dolup, taşıyordu. O gece içkili bir lokantaya uğradığımızda Hozat halkı, Çolig'li ve zaza dilini konuştuğumuzu öğrenince, saygı ve hürmette kusur etmediler. Lokanta sahibi ve halk adeta bizi bağrına basarcasına ağırladılar.


Sabah kalktığımızda Otele Hozatlı (3) bayan gelip, annem ve ninemi, hem kahvaltı hem de namaz ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için evlerine götürdüler. Bizde ilçe merkezine lokanta ve kahvelere gittik. Hozat halkı bizi yanlız bırakmadıkları gibi, yemek ve çay giderlerimiz için ücret almıyordu. Dükkana gidip cenaze için gerekli olan battaniye aldık, işyeri sahibi yine ücret almadı. Diyebilirimki ! sanki Hozat halkı sözleşmiş, şehit cenazeleri için seferber olmuşlardı. Hozat halkı adetta bizi bağrına bastı.

Hozat'ta bedel ödemeyen aile yok gibiydi. Her aile gerek Kürd siyaseti, gerek Türk-sol hareketine katılmayan nefer yok gibiydi. Gündüz yanımıza gelen bir şahıs berber olduğunu söyleyerek, Mehmet Nuri'nin şehid edilmeden birgün evvel gizli bir yerde traşını kendisinin yaptığını bize söyledi.

Sabah saat 10'a doğru karakoldan gelen bir haberle askerlerin gözetiminde Mehmet Nuri'nin şehit edildiği köye gittik. Hopık Köyü Hozat-Ovacık ve Dersim güzergahındaydı. Hozat'a yaklaşık 10 km uzaklıktaydı. Köyde yaklaşık 5-6 ev olduğu, köyün büyük bir bölümü göç etmişti. Köyde genellikle yaşlılar kalıyordu.

Çatışma olduğu alan köyün hemen karşısıydı. Sonbahar olduğu için meşe ağacları yaprakları dökülmüş, ormanlık alan adetta çıplaktı. Birde ihbarcı muhtarın verdiği istihbarati bilgiler askerlerin işini dahada rahatlatmıştı. Çatışma saatlerce sürmüş, ayak ve gösünden aldığı kurşunlarla Mehmet Nuri şehadette ulaşmıştı.

Tabi kazı işinde köyün yaşlı erkekleri, siz 'misafirimizsiniz' diyerek bizim çalışmamıza izin vermediler. O yaşlı, cefakar, çilekeş ve fedakar insanlar cenazeyi çıkarıncaya kadar bizimleydiler. Köyde de hummalı bir çalışma yaparak yemek hazırlıkları yaptılar. Köydeki yaşlı teyzelere yemek sakın yapmayın, yolumuz uzak olduğu için vakit kaybetmeden gitmemiz gerekiyor dedik. O şekilde köylüleri ikna edebildik. Kadınlar zazaca bize şunu söylüyordu. Bizim bu ilgi ve alakamız bu subayları çıldırtıyor. Siz gittikten sonra çok iyi biliyoruzki, gelip bizden hesap sorarlar. Önemli değil biz birbirimizden kemik kırmışız, dediler.

Cenazeyi bize teslim etmek icin gelen savcı ve askeri konvoy, iki saat içinde gerekli işlemleri yapıp, cenazeyi bize teslim ettiler.

Dayımın naaşını şimdi gibi hatırlıyorum,yüzünde bir darbe yoktu. Mezardan çıkardığımızda yeni saç ve sakal traşı olmuş, gerilla olmadan evvel zayıf ve sağlıksız olan vücudu yerine, kilo almış, kasları oturmuş, çok güçlü ve atletik bir görüntüsü vardı. Böyle sağlam bir vucud doğrusu beni şaşırtı. Yüzü sanki bize bakıp, gülümsüyordu. Cenazesini bataniye'ye sararak geniş olan arabamizla Çolige getirdik.

Dayım Mehmet Nuri'nin şehadetinden sonra dedem ve nenem tek çocukları olan ve geride yetim bıraktığı dört çocuğun acısına dayanamadılar. Faris dedem ile Maile nenemin ölümleri şehadeten hemen sonra bir ay içinde oldu. Dedem ve ninemin ölümleri arasında yaklaşık bir aylık süre vardı.

Sonuç olarak, Mehmet Nuri'nin Kürdlük davasında ailesinin Şeyh Said hareketinde almış olduğu bayrağı, yakın dönemde KDP-T, DDKO hareketleriyle bu mirasa düşünsel temelde sahip çıkmıştır. 1984 yılındaki PKK'nın silahlı mücadelesiyle bu düşüncelerini eylemseleştirerek,ö zlem duyduğu silahlı mücadelenin içinde kendini buldu.

"Ey şehadet neden gelmezsin ?
bilmezmisin bunca yıl, şerbetini içmeye hasretim."

Duygu ve inancıyla yoldaşım, arkadaşım, fedakar insan dayım Mehmet Nuri'yi size anlatmaya çalıştım.
Ruhun şad olsun, diyorum.


Irfan Kaya

18 Kasım 2013 Pazartesi

Kürt Tahir!!!!

Hûkmat Tirkan 1933 dî Şex Tahar efendî sürgün şawênî Trakya,

Şex Tahar zaf zunayê yew merdimib, kam yo welat bişini , zaf lez şari ucadî tekiliyate viraştînî,
Şex Tahar surgnid tim veciyenû çarşuye qezê Malkara, şarî ucad pê zunayê xwî lez tekîlyatê viraştîbî,
Lac Sex Tahar efendî Sex Fahrî vatînî, waxt hêrb cihan diyindî babî mi radio goştari kerdinî,derheq hêrbîd çi bibînî, hem zunayê xo hem siyasêt dinya ardînî zuvan ser.
Şarî Malkara, ridî zunayê babay'ra , zaf qimêt dênî ci.


Vatînî Şex kêyera veciyenî teber, qic mêhla (gede,doman) kotînî Şeyh Tahar dima,
Qic vanî:
Kürd Tahir,Kürd Tahir!!!!
Şar Malkara, qic xo têmî kerdî, xo gorê pê qicona heqeret kênî şex Tahar.
Şeyh Tahar , qijonra zaf hês kerdînî.
Tim şeker,pisküvît u perê hurdi çinay ê  cêbîd  bibinî
dênî qicûn.
Yew roc yew kird benû memanê Şeyh Tahar efendi.
Şex û memanê ê pîya kêye'ra vecîyen şinî çarşû, qic konî Şex dima, Tirki vanî Kürd Tahir,Kürd Tahir!!!!
Şeyh honc xo cêb'ra şeker u peran hûrdî vecenû dûn qicûn.
-Meman Şex  zaf hêrs benû,Vûnû :
-Efendi ni qede nêbeno, to ra vanî Kürd Tahir ti vengê xo niken,  ti agêyren qicûn çi dûn
qicûn inon, ti hol nikên.
Şex Tahar ageyrên memanê xo ra vunû:
-Qij  raşt vanî, tewe o xirab mira nivûn.
- La bivatînî ,Türk Tahir, Türk Tahir...... mi sekerdinî?

16 Kasım 2013 Cumartesi

Diyarbakir'dan Barzani ve Şivan geçti

Bütün Medya özellikle Kürtler, bugün Diyarbakır'daki buluşmaya adeta kilitlendi.

Facebook ta buluşma ile ilgili eleştirileri okuyunca hem çok güldüm hem de üzüldüm.

Bazı konuşmalar çok gülünç te olsa ,böyle bir buluşmada söylenecek sözler ancak bu kadar olabilir diye düşündüm.
Eleştirmenlerin,
Örnegin: Barzani niye Türk Kürt kardeşliği dedi diyenlerine çok güldüm.
Ne demeliydi sizce?
Ben asla sizin kardeşiniz olmam demesi mi gerekiyordu?
Peki! o zaman bu buluşmanın ne anlamı vardi?

Böyle sığ düşünmemek lazım!
Normal rutin ziyaretlerde bile kullanılan dil hoşgörü ve barış içeren sözlerle başlar ve öylede biter.


Ikinciside alan da yeteri kadar Kürdistan bayrağı yoktu diyenlerin çokluğu, hatta hiç yoktu diyenler bile oldu, bunuda çok gülünç buldum.

Benim gönlüm alandaki bayrakların tümünün Kürdistan bayrağı olmasından yanaydı.
Unutmayın! ülkemizde eğemen olan güç T.C'dir Kürtler değildir.
Eğemen güç bilinmesine rağmen, niye Kürdistan bayrağı daha çok değil de Türk bayrağı daha çoktu demek ,basiretsizlikten başka birşey değildir.
Sizce bugün'ün Türkiyesin de bu mümkün mü?
Ayrica siz egemen güç olsaydınız buna müsaade edermiydiniz?
Buna rağmen Barzani ve Şivan'ı karşılayan Kürdistanlıların ellerindeki bayrak ve resimleri görmeyenler ise maksatli düşünen çevrelerdir.
Ayrıca alanda az da olsa Kürdistan bayrakları vardı. Bunun Türk eğemenlerin bir organizasyonu olduduğunu unutuyorsunuz.
Bugün bu kadarı bile devletin tertiplediği gösterilerde bir ilk'tir.
Günün en önemli sözünü bence R.Tayyip Erdoğan'ın ağzından 'Kürdistan Federe Bölgesi başkanı Barzani' demesiydi.
Çünkü ilk kez bir Türk yönetici'nin hemde en başındaki adamın ağzından Kürdistan kelimesini duyuyorduk.
Resmi ideoloji bu sözlerle bir kez daha çürümüştü.

Bu söylemi ile T.C Güney Kürdistanı resmen tanımış oluyordu.


Yine en çarpıcı olan ise, R.Tayyip Erdoğanı karşılayan BDP lilerin çok olması, Barzani'yi karşılayan BDP lilerin ise az oluşuydu. Bu çok eksik bir o kadarda yaralayıcıydı.

Yine sevindirici olan ,iki gün öncesine kadar bazı BDP li çevrelerin takındıkları tavırlarından çark etmeleriydi.

Bunda Öcalan'ın tavrı'nın etkili olduğunu, kesin Öcalan'ın cezaevinden takınılması gereken tutum hakkında talimatı olmuştur diye düşünüyorum. Bu çok akıllı bir o kadar da doğru ve siyasi bir tavırdır.

Kısaca yoğun bir gün geçirdik. herkes Diyarbakır'a odaklanmıştı. Düşünüldüğü gibi geçtiğine inanıyorum. Yaşanan ilk'ler bir hayli çoktu.

Irfan KAYA

12 Kasım 2013 Salı

Barzani ve Şivan perver

Barzani Cumartesi günü Şivan Perver ile birlikte Diyarbakır'a gelecek.
Diyarbakır'da Recep Tayyip Erdoğanla görüşecek olan Barzani sonrasında Amerika'ya Obama ile görüşmek için uçacak.
Görüşmenin Kürdistan'in kalbi Diyarbakır da gerçekleşmesi, kürt halkı açısından da bir o kadar anlamlıdır.

Ziyaret haberini alan Türk basını şimdiden işgüzarlığa başladı bile.
Neymiş! sınıra duvar örülmek istendiği bir dönemde Barzani'nin ne işi var Türkiyede?
Pekı! size ne?
Bilmeyende Türk basınını çok Kürtsever sanacak.


Bu habere en çok sevinen Kürt tarafıda eminim BDP ve çevreleri olmuştur.
Propagandaya başladılar bile.
Barzani gelip faşist Kürt düşmanı AKP ile görüşüyormuş. Peki! Devrimci veya demokrat bir Türk partisi varda bizim  haberimiz mi yok?


Adam gelip siyasi muhataplarıyla görüşüyor. Gidip Polis,asker veya MIT ile görüşmüyor ki.
Peki serokunuz yani başkanınız Imralıda Mit,polis veya askeri bir yetkili ile rutin olarak her hafta görüşmüyormu?
Sizin ki görüşme oluyorda Barzaninin ki niçin olmasın?
Şunuda hatırlatayım, Barzani gelip iktidarda olan bir partinin ve ülkenin başbakanı  ile görüşüyor.

Bu görüşme son günlerde bölgede tırmanan Şii itifakının Güney hükümeti ile yaşadığı sorunlarla ilgisi olduğunuda düşünüyorum.  Bölgede Şii ittifakına karşın müttefik sayılan Barzani, AKP ve ABD nin bölgedeki gelişmeler ve alınması gereken tedbirler olduğunuda düşünürsek, görüşmenin olması kadar doğal birşey olamaz.


Barzani Federal Irak'ın parçası olan  Kürdästan'in  yani kendi bölgesinin başkanıdır. Ülkesi ve bölgesi adına görüşmeler yapıyor. Komşu ülke olan Türkiye ile siyasi ekonomik ilişkileri olan bir ülkedir. Komşu  ülke  ile karşılıklı ziyaretlerde bulunmayan bir ülke gösterebilirmisiniz?


Bugün R.Tayyip Erdoganda grup toplantısında Barzani ile birlikte Şivan Perverin de  geleceğini resmen açıkladı.
Kırk yıla yakın diasporada sürgün yaşamı ve biriken özlem ve hasret nihayetleniyor.
Şivan Perver ve hayranları adına mutluluk verici dir durumdur.

Bilindiği gibi daha önceleri Şivan'ın halkımızla gerçeklesmesi gereken buluşması, Şivan'a yönelik geliştirilen kampanyalarla engellenmişti.  Barzani'nin bu engelleri yıkması bence olumludur.
Şivan sanatçı kimliği ile gidiyor siyasi kimliği ile değil. Şivan'ın kırk yıldır Yüklendiği misyonu, zik zakları olsada başarıyla yerine getirdiğini düşünüyorum.

Ne zaman Şivan gündem olsa ,PKK tarafından yaygara kopartılıyor, Şıvan'a yönelik kampanyalar düzenleniyor.
Ne işi var, faşist TC de? T.C Kürt meselesini  çözdümü ki Şivan gidiyor diyerek önünü kesmeye çalışıyorlar.

Kürt sorunun cözümünün içine kendiniz ettiniz.
Bayrak, Misak-i Milli ve bütünlük dilinizden hiç düşmüyor.
M.kemal kurtarıcı obje büyük Mucize diyende siz.
Daha ne kaldı çözülmeyen?
Peki sorunu çözmeyen devlet le görşüyoruz diyen siz değil misiniz?
T.C nin bütün değerlerini sahiplenen ve kudsayanda siz.
Şivanın yıllarca işlediği ulusal temaları yerle bir edende siz.
Soruyorum şimdi Şivan'ın dönmemesi için bir neden kaldı mı?
Siz görüşünce iyi ,başkası ülkesine kırk yıl sonra içindeki özlemi gidermek isteyince mi kötü oluyor?

Sonra Şivan kendi karar alamaz mı?
Siz karar merci misiniz ki herkes hakkında karar veriyorsunuz?
Umarım bu ziyaretle büyük buluşmadan halkımızda memnun olacaktır.

Allah akıl fikir versin.

Irfan KAYA




5 Kasım 2013 Salı

Werrîkna mi tifing xo tê biardîn?


Waxt wêrî yew zazay ma yew tifing û çend pes yî estîbî.
Tifing, semedê pawitis mal xo ya êrna bi.
La belê zaf tifing xo ra hês kenû.
Zerrê dewid zî tim pê tifinga gêrenû.

Idarê dewic yew mudêra pê  zaf beno hol.
Daykê ê  Zeyn vuna heq ma hîn esto ma şêrî hac.
Qirar xo dûn lac û dayk piya ş"ınî hac.
Cillûn xo dekên bawilê xo lac tifing xo zî nûn sêr cillûn xo ya.
Dayka Zeyn tifing vênena û vuna:
- Ero ti hê şin beyt, huzur piyexmêr semedê tobê kerdişa.
Çi gurê tifing hac'id esto, ti çê hê şin sayd?
Dewic vatê dayka Zeyn kenû, tifing xo bawilra veceno dyes di aleqnenû.
Ruec bîn pa qeflê hecîyona kuênî rahar, roc hîrîn rasênî hac.

Hac'id roc şeyton kerra estiş zaf qelabalx û. A roc înson yew bînon tehn dûnî heme yew binon pilêxnênî.

Yew Êreb zuar dûn zazay, zazay ma ginên û êrd û hêrs benû.
Vunû:
-Ero taleh to esto, dayk nêverda ez welatra tiging biyarî.
Mi bizonên ityad şima in qede bê rezî kênî, mi tifing xo tê ardînî, yew gulê têna mi nênî ser kafik toya.

Irfan KAYA