Çırê Musyon

23 Ekim 2013 Çarşamba

Salih Müslime Barzani yasağı

Kürtler ülkelerinin özgürleşmesini istiyorlarsa bunun tek yolu dünya ve bölge konjuktürüne uygun ittifaklardadır. Sömürgecilerimizle aramıza kesin sınır çekmeliyiz.

Bunca deneyime rağmen Kürtler kendi sömürgecilerinin Katarına vagon olmaktan bir türlü kurtulamadılar.
Halende vagon olmayı devletin hapishanesinden dayatanlar var.

"BDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani: Türk Bayrağı halkların ittifakının bayrağı olacaktır.
Bdp Hakkari Milletvekili Adil Zozani, Türk Bayrağı'nı ancak kendilerinin koruyup yükseltebileceklerini öne sürerken, O yerlere düşürülen ve sopası ile kafamız yarılan bayrak, artık Türkiye'de halkların ittifakının bayrağı olacaktır dedi" Haberler.com

Ne demeli bu Zozani ye?

İşgalcisi ile ittifak yapan onun degerlerini (bayrak ve misak-i milli) koruyan bir başka halk daha yeryüzünde yoktur.

Gün geçmiyorki bir Kürt lider veya siyasetçisini bir isgalcinin başkentinde görmemek.

Dün Salih Müslim Smelkadan Güney Kürdistana geçmek isterken engellenmiş.

Yazili basin Barzaninin Salih Müslim'in Güney Kürdistana geçmesine müsaade etmemiş diye manşetler attı.
Günboyu bu tartışıldı.

Peki aynı Salih Müslim değil miydi, bütün Kürtlere Rojava Kürdistan kapılarını kapatan.
Bunu niye kimse konuşmuyor?

Sen Hewleri üs olarak kullanacaksın , fakat başka bir Kürt Rojavaya geçince müsaade etmeyeceksin.

Hewler üzerinden Irana,Türkiyeye gidip geleceksin, Güneyi düşman göreceksin, dünyanın propagandasını güney hakkında yapacaksın , Güneyli bir tek siyasetçiyi Rojawaya bırakmayacaksın. Ve utanmadan Barzani Rojavaya karşı diyeceksin. Sonrada kalkıp beni bırakmadılar diyeceksin.


Emrinde ve ilişkide olduğun güçlerin Güneye dost oldukları söylenemez.
Iran'a kalsa Güneyi haritadan siler.
Esat keza öyle.
Türkiye'nin hasmane tutumu zaten belli.
Bu güçlerle Güneyi hiç konusmadığını söyleyebilirmisin?
Bütün bunlar bilinen şeyler.

Bu durum elbette Kürtler arasında hoş bir durum değildir.
Fakat dış güçler Kürtleri bu tavırlar içine girmeye maalesef zorluyorlar.
Barzani'nin bu kararı kendi başına aldığınıda hiç sanmıyorum.

Irfan KAYA

13 Ekim 2013 Pazar

ŞARİK Û ŞİVON



Gorê efsanî ra Şarik û biray xo Şivon dêştay Dîyarbekir de keyê yew axaydi şoneyî(şivanê) kenî.

 Way û Bira pîya serîsibay(sodir)ra pes(dewar) berdenî çirênaynî êre de ardenî keye. Rojek xanima axay wexta êrey pes duşena(çirkena) yew buya vaşî weş şit ra yena ci. na rewş yew mude dewûm kena û xanima axay rojek bere ra yena keye, vûna axa şoney ha kam ca de nê pesî çirênenî? nê rojan peyinandi hem şit zaf biyo hem zî yew buya weş ha şit ra yena. 

Axa wexta tahmê şit veyneno şaş maneno,çimkî axa der dor Dîyarbekir zaf hewl şinasneno(nas keno) no vaşo ke dewar axay werdû, o vaş têna Kosipî de esto. welakîn pê meşa dewar Dîyarbekir ra heta Kosipî şayiş û ameyiş rayir rojan o.feqet ê serîsibay şinî çere êre yenî keye.axa wexta no hal xanima xo ra vanû xanima axay bawer nêkena.axa zî bawer nêkeno welakîn o zaf hewl zanû ke bê Kosipî no vaş yewna ca de çinîyo.

Axa vanû ez gereka nê surî eşkera bikero.axa rojek înan taqîb keno.yew roj serîsibay şarik û biray xo pesî vecenî teverî dewe. ê bi pes pîya ra benî yew bars ê hingo(mêsa hingimênî) û verî xo danî Kosipî firenî axa peyra tera onîyeno ê firdanî şinî. Axa o roj heta êre o ca de vindeno hetê vakûr ra onîyeno.hetê êre ra hêna veyneno ke sê bars ê hingo pîdima ha firenî yenî kişta dewede nişenî û Yew pezî ra ver û yew zî dim ra yenî keye. ê axay nêveynenî û axa zî kesî ra behs nêkeno.

Şan de axa xanima xo ra vano zewday mi hedre biker ez yew hefte rayir ra şin. roja bîn axa zî rew ra warzen estora xo hedre keno.heta kişta dewe înan taqîb keno wexta ê firenî şinî hetê vakur ra. Axa verî estora xo dano Kosipî.

Way û bira bi pes ra wexta serê Kosipî de nişen şarik pes hetedi vindena û bira seleka(sepet) xo geno şino çemê mûrad ra awk kirîşeno lewê Kosipî. Gorê efsanê ra pê na awk warî(düzlük) Kosipî ser o yew Ban verayştenî.

Şivon wexta awk ra yeno kendal Kosipî ya raşta axay şino ,senî axay veyneno selekê awk ca verden û hetê waya xo ra vazdano û beno vin. Axa zî estorê xo o hetê ra ramenû.senî Axa vecîyeno warî ser veyneno ke şarik ha pesî verdi deyir vana û govend kay kena. wexta şarik axay veynena vazdana xo vin kena.Axa dor ver Kosipî geyren nêgeren way û biray ra yew herind nêveynen. welakîn warî hetê başur Kosipî sero xirbê ban o nêmcet verdaye veyneno, dîyesê(divar) ban pê Kerre,Kum û Cis(Kireç) verazîyaw. Lewê Kospî de ne Kerre,Kum û ne zî Cis esto.o mazeme pêro yewna ca ra kirêşîyaw. Axa pesê xo xo ver şonen geno şino keye .dewê ke dor ver Kosipî de her serr şinî o ca zîyaret û qirbûnû birnen.


Rahar homay rahar Şarık Şivoniy o
Rahar pir ajoyu (ucay) rahar mişrikayo (müşrik=Allaha ulaşma yolu)
Ya xasê xaso (temizlik,arılık) pire piro
Şoney gayînu ,bızun û embazê lewê koy o (kue)
Pirê pirikûn Şarıke Şivon o

Omude "baweri" semediya ma duay tuy a
Ya pir mişrak serdarê (ziyaretgah) ziyar o
Dermune derdo qulun o
Umıde neweşun o

11 Ekim 2013 Cuma

Yazar Mekselina LEHENG yazdı: "Zazaca bir dil midir?


Yazar Mekselina LEHENG yazdı: "Zazaca bir dil midir?

Dilbilimci-Yazar Mekselina LEHENG yazdı:

"Zazaca bir dil midir?"

Bu çalışmaya, bir arkadaşı ziyaret etmemle başlama kararı aldım. Kendisini ziyaret ettiğimiz arkadaş, Kürtçe üzerinde çalıştığımı duyunca, bu durum ilgisini çekmiş olmalı ki, konuyu, 'Zazakî'nin Kürtçe'nin bir lehçesi olmadığına' dair bir teze getirdi. Doğrusu yakın çevremde birçok Zaza arkadaşım olmasına rağmen, böyle bir tezi ilk defa duyuyordum. Ki bana bu tezi öne süren arkadaşa da, o esnada; 'Böyle bir tezi yeni duyduğumu ve şaşırdığımı' söyledim. Yakın çevremde Zazalar olduğundan o lehçeyle ilgili epey bilgi sahibiydim. Her ne kadar, kısa süreli bir ziyaret zaman dilimine bazı şeyleri sığdırmaya çalışsam da, yine de onu ikna edemedim. Ondan ayrılırken bu konuyla ilgili kesinlikle bir an önce bir çalışmaya başlayacağımı söyledim.

ÖRTÜŞEN DÜŞÜNCELER

Epey araştırma yaptıktan sonra, elime bu konuyla ilgili yazılmış bir kitap geçti. Adı Ergenekon İddianamesi'nin 867, 881, 883 ve 884'üncü sayfalarında geçen Hayri Başbuğ'un, 'İki Türk Boyu Zaza ve Kurmanclar' adlı kitabıydı bu. Hayri Başbuğ, kitabında, Kürtler için 'Kürttürk' diye bir niteleme kullanmakla kalmıyor, Kürtlerle ilgili bugüne kadar yapılan bütün araştırmaları küçümsüyor, hatta inkar bile ediyor. Ona göre; Kürtlerle ilgili yapılan bütün araştırmalar, Türkiye'yi bölmeye yönelik bir eylem; araştırmacılar da 'Sözde aydınlar.' Kitabın ilk bölümlerinde, 'Kürtlerin aslında Saka Türkleri olduğu' tezini öne sürüyor. İlerleyen kısımda da -benim için çok önemli olan kısım- 'Zazaların Kürt olmadığını başlı başına bir millet olduğunu, dillerinin de Kürtçe'nin lehçesi olmayıp başlı başına bir dil olduğu' tezini kendince örneklerle ifade ediyor. Burada dikkatimi çeken diğer husus, 'Zazakî'nin Kürtçe'nin lehçesi olmayıp başlı başına bir dil olduğunu' savunan kimi kişilerin yazılarını okuduğumda da, yazılarında verdikleri örneklerle Hayri Başbuğ'un kitabındaki örneklerin birebir örtüşmesiydi. Her ne kadar Hayri Başbuğ'un bu kitabını kaynak olarak belirtmeseler de, onun kitabından faydalanarak böyle bir tezi ortaya koydukları aşikardır.

Yıllardır Kürtleri inkar etmekle yetinmeyen bir zihniyet, başarılı olamayınca bu sefer Kürtler içinde ayrışma kutupları yaratarak amaçlarına ulaşmayı ummuşlardır. Bu tarz zihniyetlerin kurbanı haline gelerek, 'Zazakî Kürtçe'nin lehçesi değil, başlı başına bir dildir' anlayışını savunan kimi Zazalar hangi zihniyete hizmet ettiklerinin farkına varmalıdırlar.

Bu kitap elime geçince, böyle gereksiz bir tezin neden, kim ve hangi amaçla ortaya konulduğunu anlama şansına eriştim. Yine de yaptığım çalışmamı, bu konuda insanların kafalarındaki soru işaretlerini çözmesi bakımından, yararlı olacağına inanarak yayınlıyorum.

LEHÇELERİN OLUŞUMLARI

İlk önce lehçelerin oluşumları ve dillerle aralarındaki farklılıklara değinmek istiyorum.

Dilleri lehçelerden ayırt edici herkesçe kabul görmüş kıstaslar olmamakla beraber bu yönde kullanılan bazı düşünce sistemleri (paradigmalar) oluşmuştur. Bunlar bazen birbiriyle uyumsuz sonuçlar da doğurabilirler, kullanıcının bakış açısına bağlı olarak bu konuda tam bir ayırım yapmak subjektif olabilir.

Antropolog dilbilimciler lehçeyi bir dilin belli bir 'dil topluluğu tarafından kullanılan şekli olarak tanımlarlar. Bir başka deyişle, dil ile lehçe arasındaki fark, genel ve soyut ile özel ve somut arasındaki farktır. Bu bakış açısına göre o dili kimse konuşmaz, herkes o dilin bir lehçesini konuşur. Belli bir lehçeyi 'standart' veya 'doğru' olarak kabul edenler aslında bu terimleri kullanarak sosyal bir ayrımı ifade ederler. Çoğu zaman standart dil bir toplumun seçkin sınıfının dilidir. Burada Kürtçe değil, Kürtçe'nin lehçeleri; Kurmancî, Zazakî, Soranî, Kelhurî konuşulur denilebilir.

Prestijin o kadar önemli olmadığı toplumlarda 'lehçe', bölgesel dil kullanım farklılıklarına işaret ederek yabancı birisinin geldiği yeri anlamaya yarar. Dilbilimciler bu anlamıyla lehçeden bahsederken genelde birbirini anlayabilen, 'aynı şekilde' konuştuğunu düşünen geniş bir topluluk içinde ufak çeşitlilikleri kastederler. Tıpkı Kürtçe'nin lehçelerinde olduğu gibi. Zazaca ve Kurmanci konuşan kişiler aynı bölgede yaşamalarından kaynaklı, her iki lehçeyi konuşanlar da birbirlerini az çok anlarlar. Zazakî lehçesini konuşan birini dinleyen, Kurmancî lehçesini konuşan biri, Zazakî lehçesini konuşanı rahatlıkla anlayabilir.

Yukarıda anlattıklarımızın tam tersi bir durum, yani iki lehçeyi konuşan kişiler arasında tam olarak bir anlaşma sağlanamazsa da yine de, günümüz dilbilimcileri, bir dilin sosyal statüsünün sadece dilbilim kıstaslarıyla benimsenmediğini, tarihsel ve siyasi gelişmelerden de etkilendiğini bilirler. Bir dilin çeşitlerini kullananlar konuşarak birbirlerini anlayamasalar da ortak bir edebi gelenek ve yazım standardına sahip oldukları için konuştukları ağızlar lehçe sayılır.

POLİTİK GELİŞMELER VE LEHÇELER

Bunun yanında bazı politik gelişmelerle birlikte lehçe sayılan kimi diller sonradan kendilerinin başlı başına bir dil olarak görebilir ve lehçeyle dil arasında tam olarak bir kıstas konulamadığından konuştukları lehçenin dil olduğu konusunda diretenler de olabilir. Bu diretme elbette ki politik kaygılardan kaynaklıdır. Özellikle uç, bölgesel milliyetçiliğin yayılmasıyla, dil ile lehçe arasındaki tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Zazakî lehçesini konuşan bazı kimselerce Zazakî'nin başlı başına bir dil olduğuyla ilgili iddiaya benzer bir durum, Lübnan'da da yaşandı. Lübnan'da ülkenin Arap dünyası ile yakınlaşmasına karşı çıkan milliyetçi (ve Hıristiyan) sağcı Sedir Bekçileri Partisi 'Lübnanca' adlı bir dilin tanınmasını istemektedir ve hatta Arap alfabesi yerine antik Fenike alfabesinin kullanılmasını savunur.

Buna karşın Han Çincesi'nin konuşulan dilleri, Çin'de milli birliği sağlamak amacıyla Çince'nin lehçeleri sayılırlar.

Diyalektik farklılıklara bir diğer örnek de; birbirine yakın diller arasındaki anlaşılırlılık mesafesidir. Çoğu tarihçi dilbilimci, her konuşma biçimini içinde geliştiği iletişim ortamının bir lehçesi olarak görür. Bir dilin lehçeleri karşılıklı olarak anlaşamayabilir. Ayrıca bir ana dil çeşitli lehçeler doğurunca bunlardan bazıları diğerlerinden daha hızlı gelişebilir. Bu durumda bir dilden türemiş üç lehçeden tarihsel olarak birbirinden uzak olan ikisi, yapısal olarak birbirine daha yakın olabilir. Modern Romans dillerinde bu örnek açıkça mevcuttur; İtalyanca ve İspanyolca karşılıklı anlaşabilir ama her iki dil de Fransızca ile anlaşamaz; oysa her iki dilin Fransızca'ya olan kalıtsal yakınlığı birbirlerine olan kalıtsal yakınlıktan daha fazladır. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca'dan daha hızlı gelişmiştir.

Bazı uzmanlar lehçeleri dillerden ayırt etmek için lehçelerin karşılıklı anlaşabildiğini ama dillerin anlaşamadığını öne sürmüşlerdir. Bu fikir ilk göründüğü kadar bariz değildir. İtalyanca ve İspanyolca konuşanlar birbirlerini büyük ölçüde anlayabilmelerine rağmen İtalyanca'nın iki lehçesini konuşan Lombardlılar ve Sicilyalılar'ın birbirini anlaması çok daha zordur. Kürtçe'nin lehçeleri olan Kurmanci, Sorani, Kelhurî, Zazakî arasında da böyle bir sorun mevcuttur. Kürtçe'nin lehçeleri arasında diyalektik açıdan farklılığın olması da çok doğal bir durumdur. Bu lehçeler arasında kelimeler açısından büyük farklılıkların olması da yine bu dile mensup lehçeleri farklı bir dil haline getirmez ya da onu lehçe olmaktan kurtarmaz. Her ne kadar lehçeleri konuşan bireyler arasında anlaşma zorluğu olsa da bazı yerlerde yine de birbirini bütünleyen ve iki dil arasındaki yakınlıktan öte ancak iki lehçe arasında oluşabilecek sayısız kelime örneği mevcuttur.

ZAZAKÎ VE KURMANCÎ'DE KELİME BENZERLİKLERİ

Kürtçe'nin lehçeleri Zazakî ve Kurmanci arasındaki kelime benzerliklerine bakalım;

Önce tamamıyla birebir tam eşdeğer taşıyan kelimelerden başlayalım; 'rind' güzel Zazakî, aynı şekilde 'rind' güzel Kurmancî'de aynı anlamı taşır. Yine 'ap' amca Zazakî ve Kurmanci'de 'ap' amca anlamı taşır. 'Xal' Zazakî'de dayı, Kurmanci'de de 'xal' dayı anlamına gelir. Zazakî'de 'bira' kardeş anlamını taşırken, Kurmanci'de de 'bira' kardeş anlamını karşılar. 'Manga' Zazakî'de ine anlamına gelirken, Kurmanci'de de aynı şekilde 'manga' inek anlamını taşır. Bunun gibi her iki lehçe arasında, diyalektik açıdan birebir aynı ses özelliklerine sahip, tam eşdeğer taşıyan binlerce kelime örnek verilebilir.

İkinci olarak kabul edilebilir eşdeğerlik taşıyan kelimelerden örneklerle devam edelim; 'lac' Zazakî'de oğul anlamına gelirken, Kurmanci'de de 'law' oğul anlamını karşılar. Zazaki'de 'Zewec' evlenmek anlamını taşırken, Kurmanci'de de 'zewac' evlenmek anlamına gelir. 'Qe' hiç anlamını karşılarken Zazakî'de, Kurmanci'de de 'qet' hiç anlamını karşılar. 'Parşu' kaburga anlamını taşır Zazakî'de, Kurmanci'de de aynı şekilde 'parsž' kaburga anlamını karşılar. Tam eşdeğerlikte olduğu gibi kabul edilebilir eşdeğerlikte de, bu örnekleri çoğaltmamız mümkün.

Yine aynı şekilde iki lehçe arasında zamanla benzer kelimeler arasındaki farklılıkların tam eşdeğerlik ve kabul edilebilir eşdeğerlikten tamamen uzaklaşan ama yine de birbirini çağrıştıran yüzlerce kelime vardır. Bunlardan; 'kam' Zazakî'de kim, Kurmanci'de 'kî' kim. Zazakî'de 'Çitirua' nasılsın, Kurmanci'nin bazı yörelerdeki diyalektiğinde, 'çitoyi' nasılsın, bazı yörelerde de 'çawaye' nasılsın kelimelerini karşılar. Yine Zazakî'de 'kardi' (bıçak), Kurmanci'de 'kêr' (bıçak) kelimesiyle karşılar. Zazakî'de 'Amike' amca eşi, Kurmanci'de 'amojn' amca eşi, de benzer kelimeyi karşılar.

Görüldüğü gibi Zazakî'yle Kurmanci arasındaki benzerlik iki dil arasındaki benzerlikten öte, ancak iki lehçe arasındaki benzerlikle oluşabilecek kadar diyalektik yakınlık var. Bu iki lehçenin tıpatıp aynı olmasını da beklememeliyiz. Şayet öyle olsaydı iki farklı lehçe demezdik; ikisini de aynı lehçe olarak kabul ederdik. Fonetik ve morfolojik farklılıklar zaten iki lehçe arasında çok normal bir durumdur. Zazakî'nin bazı kelimelerinin Kurmanci'den çok uzak olması yine onu Kürtçe'nin bir lehçesi olmaktan kurtaramaz. Kurmanci'nin Zazakî'yle olan yakınlığı ve benzerliği, diğer Hint-Avrupa dil ailesinin doğu koluna mensup diller arasındaki benzerlikten öte bir benzerliktir. Ne Kürtçe'yle Farsça arasındaki mesafe, ne de Farsça'yla, Peştuca arasındaki mesafe, Kurmanci'yle Zazakî arasındaki mesafe kadar birbirine yakın değildir. Her iki lehçe arasındaki benzerlikler, iki dil arasındaki benzerlikten daha öte bir benzerliktir.

Mekselina LEHENG *
* Dilbilimci-Yazar

10 Ekim 2013 Perşembe

SANAL BIR ULUS " TÜRKLÜK "




"Türk’üm, doğruyum, çalışkanım."
'Ne mutlu Türküm diyene'
  Türklüğün tanımı bu kadardır..

Kendini türk gören herkese öğretilen bu yalanlardır..
Evinde cecen,abaza,bosnak,pomak,arnavut,rum,ermeni,arap veya Kürt.
Sokaga çıkınca turnusol kağıdı gibi renk değişen toplulukların ortak adıdır.
Sözün kısası yaratılan  sanal bir ulusun adıdır Türklük.
Yukarıda adı geçen bu devsirilimis toplulukların literatüründe,Türk’ten daha güçlü, daha kahraman, daha dürüst, daha akıllı yeryüzünde bir ulus daha yoktur.


Peki !
Nasıl olusturuldu?
Anadoluya, Balkanlardan,Kafkasyadan gelerek yerlesen Ortadoks Hiristiyan halklarin tümü devşirilerek önce müslümanlaştırıldılar ardındanda Türkleştirildiler..


Yüzyil önce bugün konusulan Türkceden  bir tek edebi eser gösteremezsiniz.
Sadece yüzyildir ayni dili konuşan bu topluluklar nasıl oluyorda binlerce yıllık tarihin ortak mirasçıları oluyorlar.?
Yine her yil düzenlenen Türk kurultaylarında bir araya gelen farklı etnik kökenden ve kendini Türk sayan toplulukların ortak bir dilleride yoktur. Bu kurultaylarda konuşulan ortak dil ise Rusçadır.


Türk siyasetci ve tarihcilerinin agzindan sıkça duyarsınız. Çagdışı, gerici Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduklarını her temsilde söylerler , Kendini türk gören herkes bu yalana  inanmış...
Ancak okullarda ders olarak okutulan tarih hicte öyle demiyor.
Osmanlı ve Selcuklular övüle övüle bitirilemiyor.

Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı verdik yalanınada yediden yetmişine herkes inanıyor.
Oysa ülkeyi işgal eden, osmanlıyı ortadan kaldıran emperyalistlerin askerlerine bir tek kurşun bile sıkılmadığını hiçbiri bilmiyor ve bilenlerde asla bunu konuşmaz...
Kurtuluş şavaşı olarak anlatılan özünde Ege ve Marmara'ya ingilizlerin yardımcı kuvvet olarak çağırdığı küçük Yunan askeri kuvvetleri ile kısmı yerlerde yapılan muhaberelerdir..
Hatta hiç olmamış 2. inönü savaşı, 1920 de açılan Ankara meclisi için yapilmis bir jesttir.

Birinci Dünya Savaşı’nda güya yedi dühel birleşmiş  Osmanlıyı  yıkmışlardı.
Bazende eskiyi kendileri yıkmış yerine yenisini kurdukları yalanıdır..
Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak iyi miydi, kötü müydü, bunu kimse ne biliyor nede sorguluyor.
Oysa Alman emperyalizmi adına savaşa giren Osmanlının varlığına Ingiliz emperyalizmi ve mütefikleri son vermisti.
Oysa 1.cihan savaşında osmanlıya kimse saldırmamıştı, Alman zırhlılarıyla Rusya sahillerini bombalayıp savaşa giren Osmanlının kendisiydi.
Ruslarla Osmanlıların tarihte dokuz muharebe yaptığını, sadece birini osmanlının kazandığını sekizini kaybettiğini okullarda ders veren öğretmenler dahil hiç kimse bilmiyor.

Savaşlarda,alınan yenılgiler ya kalleşlık ya da ihanet sonucu olduğu anlatılır.
Nedeni ise düşmanları onlara yenilmedikleri içindi.
Saldıranda hep kendileriydi, yenilende, ama suçlu  olan hep düşmandı.
Ne kusur işlerlerse işlesinler suçlu hep başkasıdır. Herhangi bir tartışmanın yada bir çatışmanın bir yanında türk varsa, haklı olan mutlaka kendileridir.
Başka ülkelerin topraklarını işgal etmek Türkler için haktır, karşı koyanlar için ise hep haksızlıktır...
Kendilerine sorma gereği hiç duymazlar..

Başkalarına karşı savaşırken kendi savaşlarını kutsal sayarlar...
Yunanlılar,Bulgarlar,Sırplar ,Araplar Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşı verdiğinde ise bunun adı kahpelik oluyor..
 Madem bu kadar kahraman ve dünyaya boyun eğdiren bir millet ise,, neden 3 milyon Km karelik toprağın 4/3 nü düşman dediklerinize kaptırdınız?
O topraklarda işgalci olduklarını asla söylemezler..
Işgalci değildiyseniz niçin şimdi işgal altında olan topraklarınızı geri istemiyorsunuz..?

Bağımsızlık savaşı iyi bir şey mi kötü bir şey midir,  onların literatüründe kendileri yapıyorsa iyidir, başkaları yapıyorsa kötüdür.


Yıkmakla övündüleri ve gerici dedikleri Osmanlıyı onlarmı  yoksa emperyalistlermi yıkmıştı,,büyük çoğunluk bunu bilmezken, bilenlerde, hep uydurulmuş bu hikayeler üzerinden konuşur.

Şimdilerde ise Osmanlının  ardılı olduklarini atam ve ejdadım diye sahiplenirken, kimse ne gerek vardı onu yıkıp yerine Türkiye Cumhuriyetini kurdunuz diye kendi kendine sormaz.
Kendıne ait ülkesini kendi eliyle yıkıp yerine yenisini kuran tek millet..
Sormazlarmı,,
O zaman Osmanlı  kimdi...?


Yenilgiler tarihte hep kısa, zaferler ise uzun anlatılır.
Balkan Savaşlarından hiç bahsedilmez bile.
Hele hele ittihatçıların rezilliklerini hiç konuşmazlar.....
Niğbolu zaferi bizansa karşı ,en kısa sürede (2 saat) icinde alınmış bir zafer olarak anlatılır.
O çağın tekniği ile bu mümkün mü?
Bunu öğreten öğretmenler dahil hiç kimse sorgulamaz bile.
Sarıkamış faciasının içyüzünü, Ermeni kıyımını, Kürt halkının haklı mücadelesinin kanla bastırıldığını okullarda öğrenmiş bir tek türk çocuğu yoktur.


Bütün dünyanın düşmanlık ettiği, böldüğü, parçaladığı "fakir ve gururlu" bir millet bilirler kendilerini.
Başka ülkelerin neden "gurursuz ve zengin" olduğunu anlatan bir öğretmene hiç rastlanmaz.
Türküz, doğruyuz, çalışkanız, akıllıyız, kahramanız hep bu yalanlarla çocuklar yetiştirildi.
Düşman tabir ettikleri ise  Türkiyeyi ve Türkleri sevmeyen alçaklardı.
Türkün olmadığı bir dünyanın tarihi asla olmaz...
 Okullarda öğretilen Türklüğün özeti kısaca bu.



Bu yalanlarla yetişmiş birilerini çağdaş dünyanın insanı yapmak çok zordur..
Sırf Türk oldukları için çok adaletli,, dürüst,,kahraman ve güçlü  olduklarına inandırılmışlar,  başka bir şey yapmalarınada zaten gerek yoktur.
Bunun böyle olmadığını  yazan namuslu aydın yazar ve siyasiler önce lanetlenir,,hain ilan edilir,,sonrada geregi yapilir ya hapse atılır yada  öldürülür.


Televizyonlarda  "ben Türk oğlu Türk’üm," diye bağıran, silaha el basan, cinayetleri kudsayan, hayata düşman tuhaf insanların "Türk" olduğuna inandırılmış bir toplum...Vatan için savunmasız insanların elllerini kollarını arkadan bağlayarak kurşunlayanların çok cesur ve kahraman sayıldığı bir toplum.

Cinayet işleyen eğer vatan için işledim diyorsa, tipki Hrant DINK'in ve binlerce Kürdün katilleri gibi,,o  zaten toplumun kahramanıdır ve cezai müeyyidede uygulanmaz..Zaten yurtsever olduğu ve devleti icin yapmistir...


Anadilini bile doğru düzgün konuşamayan, ömründe bir tek kitap okumamış, kendi edebiyatına da kendi diline de yabancı insanlar toplulugunun adıdır Türklük...

Ne dünya edebiyatına ne düşünce nede sanat tarihine bir tek eser verememiş  milletin adıdır Türklük
Yalan ve uydurulan bilgilendirmelerle donatılmış, gerçeklerden  habersiz bir topluluğun adıdır Türklük...
Sırf türk oldukları için mükemmel olduklarına inandırılmış, % 80 i başka halklardan devşirilmiş,, evde Rum,Ermeni,Kürt,Arap,Çerkez,Boşnak,Arnavut,Abaza,, sokaga çıkınca Türk olduğunu gögsünü gere gere haykıran büyük bir topluluğun adıdır Türklük.

Kısaca türkün ve türklüğün özeti budur.

Irfan Kaya

7 Ekim 2013 Pazartesi

Zwexpayic û Tunstîc

Zwepa û Tunst di dewî Gowderîyê.
Binatê enê di dewûn pêyatî nîm sehat esto.
Ni di dewûnra Zwexpa Tunstra cor qeme di mîyan yew çalda, Tunst zî  Zwexpara cêrd monêna.
Awê Hêgan û baxçan Tunsticon, mintiqay Begler'ra şina.
Begler yew mintiqay Zwexpaya.

Zwexpayic rê rê na awk birnênî, hegay û baxçê Tunsticon bê awk mendinî. Tunstic yên pîyê ser, vanê ma şerî Zwexpayicondi derheq awk di müşêre bikerî.
Qey awkê ma birnênî, hegan û baxçan ma bê awk verdênî.
Xo miyandı çend merdimanra yew qeflê non pîyêra û şinî  Zwexpa kê  Êl  Êyş.


Zwexpayic qom qilafetê xo di Tunsticon gorê zihm û dêrg î.
Tunstic yên kê Êl Êyş bênî meyman.
Êlî venda çend dewicun dunû.
Ni dewic Hüsik kek êyş, Hêm Fatê birun, Hüsnî kî Rej, Êl Gûl û muxtar Yib Êm î.
Ni ponc hemê zî qom qilafet êyn cado.
Tek tek bêr vadî ra quêni zere.
Yew zwexpayic erê yenû zere,
Yew Tunstic onênû qom qilafêt êyn ra  tersenû.
Hüsik kêk Êyş zaf yarûn yew merdim bi.
Onênû Tunstic terseno.
Ageyrenû Tunstic û vûnû:
-Laco qey ti tersay?
Tunstic vunû:
-Xalhüs de bon tera  çend gird û , qet nimonen sobina insûnûn.
Hüsik vunû:
-Ti  meun qom û qilafêt ê ra.
A ser yew zirqet da bî piro mîz verdabî xo.



Irfan Kaya